Yırttık Abicim Yırttık!

Değerli okurlar yakın bir zaman önce  hayatımda birkaç değişiklik oldu ve başka bir memleket olan Kanada’ya göçtüm, uzun bir aradan sonra yazamıyorum geyiğini geçtikten sonra gerçek manada bu bloğa neden başladığımı gecenin bir saatinde sorguladım ve kendi kendime cevabım da bence bir şeyler yazmalısın oldu. Tabii ki müziği de ihmal etmeyelim bu bloğu okurken.

Türkiye’de yeni dönem girişimcilik dendiği zaman aklıma aslında 1999 yılında başlamış olan Ayrılsak da Beraberiz adlı dizinin şahane karakteri Feridun Bitir gelir. Feridun Bitir’i  hatırlarmısınız bilmem ama biraz tarif edeyim size; kendisi hani hep bir şeyler yapmaya çalışan ama her zaman baltayı taşa vuran, biraz parası olsa yırtabileceğini düşünen ve her anında ” Teo yırttık abicim, yırttık! ” diye haykıran, para meseleleri yüzünden mafya babası Dijital Binali Abi ile arasında ”iki gözünün yağında yumurta kırayım” gibi diyaloglar geçen, girişimciliğin hası bir karakterdi. Açıkcası bu karakterin çabası sanırım şu anda bile olsa parmakla gösterilebilecek türdendi.

Doğru zaman ne zaman (Abi bizim ülkede GARAJ yok?)

Öncelikle Garaj denen manasız zırvayı bir yana bırakırsak, bizim memlekette bu işleri yapabileceğiniz baya gerekli, gereksiz yer mevcut,  bu yüzden garaj denen şeyi bizim gibi bir memlekette söylersek sadece gülünç olunur, garajın sadece bir konsept olduğunu söyleyenlere ise kulak asmıyorum, asamıyorum ve uzun bir süre kulak asmayacağım çünkü gayet manasız. Elalemin ceketiyle hovardalığa gidilmez.

Neyse ana konuya gelecek olursam, para yok, bir şey yapamıyoruz, Türkiye’de değil Amerika’da olsak böyle olmazdı, abi yok öyle olmadı da şöyle oldu gibi bahanelere gerek yok. Amerika’da değil Türkiye’desiniz ve şartlar da gayet şık. Yolunuzu açacak her zaman birileri var. Bazen küçük gibi gözükse de size mantıklı gelen fikrinize başlamak için tereddüt etmeyin, eğer yaptığınız şeyde başarabileceğinizi düşünüyorsanız adımınızı atın, başarabileceğinizi düşündüğünüz an başlamak için en doğru zamandır ve emin olun siz yapacağınız işten eminseniz çevreniz de emindir ve hiç beklemediğiniz kadar desteği göreceğinizi garanti edebilirim.

En iyisinin olmadığını bilmek

Yapacağınız işe başlama kararı aldıktan sonra ucunu bucağını düzeltmekle zaman kaybetmeyin, yaptığınız işin her halükarda bir şeyi her zaman eksik olacak ve en iyisi hiçbir zaman olmayacak, bu yüzden kendinizi fazla yormayın ve çevrenizden gelen dandik dundik seslere de kafanızı patlatmayın, gayet büyük zaman kaybı.

Hata ve zaman ilişkisi (Mühim Konu)

Tüm mükemmel dahiler bile şahane hataları sonucunda büyük buluşlar bulmuşlar, mulmuşlar. Evet bulmuşlar ama şartlar ve koşullar da önemli bu konuda. Yani zamanınızı hata yapsam da yanıma kar kalır öğrenmiş olurum diye düşünerek geçirmeyin. Tekrarlayarak yaptığınız her hatanın size zaman kaybından başka bir dönüşü olmayacağını düşünerek bu hatayı yapın. Zaman kaybetmek gerçekten dinamik olduğunuz zamanlarda sizi yormayan ama sonraları sizi delicesine yoran temel elementlerden biri olacaktır. Hata yapıyorsanız kısa süreli hatalar yapın ve her kusurunuzu düzeltmek için de zaman kaybetmeyin.

Devam etmek ya da etmemek işte bütün mesele bu

Hepimiz girişimlerimizde küçük ya da büyük olsun engellerle karşılaşıyoruz gibi hissediyoruzdur, amacım para kaybettiğiniz bir işe devam edin diye teşvik etmek değil ama devam etmek eğer yapacak başka işiniz yoksa her zaman hiç hareket etmemekten daha iyidir, tabii bunu zamanla doğru orantılarsanız ve kayıplarınız da artıyorsa, bu devam etme hadisesi size pek bir fayda sağlamayacaktır. Yani yine olay zaman kaybetmeme döngüsüne geri dönüyor. Bunun yanında yeni bir fikriniz de yoksa profesyonel hayatta iş aramanızı tavsiye ederim. Kös kös durmaktansa yetilerinizi gidip başka yerde parlatmak sizin için bir süreliğine daha faydalı olacaktır, zaten başka da çaremiz yok görünüyor.

Denk gelebilmek ve yapamamayı kabul etmek

Hepimiz ultra egolarımızla her işi beceren dahiler olmak isteyebiliriz ya da dönemin icadını bulan çılgın mucit olmak da isteyebiliriz, kim istemez ki bunu değil mi? Denk gelmek ve anları değerlendirmek bir işin başarısında en önemli işlevler arasında. Sizlere doğru yer ve doğru zamanda bulunun demesem de anları kollamak ve doğayı anlayabilmek yapacağınız işte sizi ön sıralara koyacaktır. Eğer bunu hala anlayamadım deyip kişisel gelişim kitaplarında zaman nasıl yönetilir satırlarını okuyorsanız sizleri yine profesyonel hayatta başkalarının işlerini yapmaya gitmenizi öneririm. Çünkü yapmaya çalıştığınız iş ne ise, o işi yapamayacağınızı kabul etmeniz  sizin için başarılı bir davranış olacaktır, ta ki yeni fikrinizde yapabileceğiniz şeylerin garantörü siz olana kadar.

Feridun Bitir hiçbir bölümde yırtmadı, Türiye’de yaşadığından ve şartların kötü olduğundan değil sadece yırtamadığı için yırtmadı ama hiç de yılmadı. Bazen yırtamayacağını ve Türkiye’nin dört bir yanının GARAJLARLA çevrili olmadığını bilmek daha iyidir. Belki de Türkiye’nin şartları ve GARAJSIZLIK sizlere hiçbir diyarın bilmediği ve hiç kimsenin keşfetmediği yeni bir perspektif kazandırır, ne dersiniz?

 

SatBaba.com Neler Oluyor 1

Merhaba değerli okular, uzun zamandır yazamamın sebebi SatBaba.com. Bu site için birinci haftadan itibaren neler olduğunu özetle yazma gibi bir görev edindim, bu süreçlerde kimlerle görüştük, kimlerle ne konuştuk ve SatBaba nedir bunları yazacağım. Rakipler büyük, bizim de çözümler büyük bu yüzden pek de sıkıntı yok.

SatBaba nedir?

SatBaba kısaca tanımlamak gerekirse; konum bazlı bir satış platformu, aynı zamanda kullanıcılarına kısa sürede kendi dükkanlarını açıp ürün eklemeleri imkanını sunan, orta ölçekli esnafı hedefleyen ve dükkanlarına gerçek müşterileri de çekmelerini amaçlayan bir platform.

 

SatBaba çıkışında neler oldu?

Site tam hazır diyemedik hiçbir zaman ama bazı konularda çok bekledik. Banka sanal poslarına başvurduktan sonra bile zaman alan bir sürecimiz oldu, sistemi anlatmamız ve karşı tarafın onaylama süreçlerinde bile yüklü bir zamanımız gitmiş oldu ve bu süreçte bazı uygulamalar da bizden önce piyasaya çıkmış oldu zaten.  Akbank‘a ilk girişimimize destek veren banka oldu, bu yüzden kendilerine çok teşekkür ediyoruz.

Bülten yollamalar ve tanıtım gidişatı

İlk iki hafta düşük profilli tanıtım izledik, birkaç teknoloji bloğuna bülten yolladık, arkadaşlarımıza söyledik derken 140 adet üyeye ulaştık ve günlük ortalama 21000 hit aldı site.

Eticaretmag’de güzel bir yazı çıktı Sinan Oypan‘a ilgisi için çok teşekkürler ve aynı zamanda yazıyla ilgilenen Ufuk Utaş‘a da ayrıca teşekkür ederim.

 

Bunun yanında bazı bloglara bültenimizi yollamamıza rağmen hemen hemen çıkış noktamız aynı olan girişimleri duyurup, bizim bültenimizin anahtar kelimeleriyle başka şeyleri haber yaptıklarından ötürü da ayrıca teşekkür ederiz.

Lütfen eticaretmag yazısı için linke gidiniz: http://eticaretmag.com/satbaba-com/

Olası Yatırımcı Görüşmeleri

Sanırım yatırımcı görüşmelerinin en sevdiğim kısmı eksiklerimizi rahatlıkla onlara söyleyebiliyor olmam, gerçi ne kadar çok pazarlıyor olmam gerekse de karşımdaki kişiye şöyle yapacağız böyle yapacağız diye sıkmama gerek yok, olayın nereye gidebileceğini gayet açık ve net anlatma rahatlığını olası yatırımcılarla görüşürken yaşıyorum.

Şu ana kadar 2 kişiyle görüşme yaptık, bakalım devamında bir şey olursa buradan zaten bildiriyor olurum.

Yeni Çözüm Ortağı

Ürdünlü yeni çözüm ortağımız aslında uzun bir görüşme sürecinden sonra seçtiğimiz kişi oldu.   Kendisi bizimle beraber Ürdün pazarında da nasıl hareket edebiliriz hususunda çalışacak, aynı zamanda UI/UX geliştirme konusunda da kendisiyle çalışma yürütüyor olacağız.

Genel değerlendirme, yaşadığımız problemler ve güncellemeler

Genel değerlendirmede bizim açımızdan SatBaba’nın çıkışından bu yana 100 üzerinde 70 alırız, tabi daha almamız gereken bir yol var, hedefimizi Haziran’a kadar tuttururuz gibi duruyor şimdilik. Site daha yeni, ne gibi problemler yaşandı;

1. Bazı kullanıcılarımıza aktivasyon maili gitmemiş, bu büyük sıkıntı, hallettik.

2.  Tasarım hususunda günlük kullanıcı arayışlarımızda geri bildirimler aldık ve siteyi daha güzel hale getirirsek fonksiyonlarının daha iyi açığa çıkabileceği görüşlerini aldık , bu nedenle arayüzü tamamiyle değiştirmeye karar verdik.

3. iOS uygulamamızda kayıtta Türkçe karakter problemi vardı, yeni güncelleme geliyor.

4. Site’de toplu ürün gönderme fonksiyonu yoktu, bu hafta onu bitirdik güncellemelerini yapıyoruz.

5. Kredi kartı ödemesinde Visa kartlarda ödemede problem vardı, bu da halledildi.

 

SatBaba ile ilgili gelecek yazım yaklaşık birkaç ay sonra olacak bu süreçler içerisinde bazı ilanlama siteleri hakkında yazımı artık derleyip size sunacağım.

 

Web sitelerinde isim seçimi

Merhaba biri beni sustursun okuyucuları, yazılarımın seyri az da olsa sizlere bir şeyler yazmak ve bu bloğu boş koymamak hoşuma gitmekte. Bu yazım internet işletmelerinin domain adı seçimleri ve buna nazaran yapılan tanıtımların etkisi hakkında bir yazı olacak. Bunun yanında varolan gittigidiyor.com, sahibiden.com gibi satış siteleriyle ilgili yazı dizim de yolda.

Yazıyı okurken dinlersiniz

Guild Of Mute Assasins by Clutch on Grooveshark
Milyonlarca domain adından bir tanesi olmak ve görünür olabilmek, aynı zamanda hatırlanabilir olmak sanırım hepimizin hayalleri arasında. Bir domain adı seçilirken en çok dikkat edilen hususlar günümüzde arama motorlarının belirlediği derecelendirme sistemleri, eskiden olsa sitenizin ismine google bile deseniz bunu denetleyecek bir standart olmadığı için reklama daha çok yoğunlaşırdınız ama şimdi işin şekli biraz daha değişik. Yeni nesil internet kullancıları ne kadar çok neyi aradığını bilse bile, isim seçerken aklımızı farklı bir şeye yönelmemesi lazım. Örnek vermek gerekirse Flickr dendiğinde ilk akla gelen şey Flicker olması ya da eski haliyle Twittr dendiğinde ilk akla gelen şey Twitter olması gibi. Zaten bu şirketler de bu karmaşıklığı daha sonradan farkederek var olan domainlerine kavuşmuşlardır. İnternet domaini seçerken ve seçtikten sonra;

  1.  Hatırlanması kolay ve olabildiğince kısa domainlere odaklanın. Bunu yaparken anahtar kelimeler bularak bir liste yapmanız faydalı olur.
  2. Türkçe karakterleri şu an için aklınızdan çıkarın. Aklınıza Ciceksepeti.com gelebilir, istisnalar kaideyi bozmaz.
  3. Trendleri takip ederek zaman harcamayın çünkü Türkiye’desiniz ve iki tane harfi ardı ardına yazdığınız zaman hiçbir Türkçe kelime daha anlaşılır olmayacaktır. Örnek vermek gerekirse  Startup Labs’in yeni ve başlamadan ipini çekeceği Zaarly klonu Vaarmi gibi.
  4. Domain ismi duyulduğu anda ne gibi bir şey yapılabileceği tahmin edilebilinsin. Başında açıkladığım gibi Google, Zappos ya da Amazon gibi markalar bu işlerde öncü oldukları için bu kategoriye girmiyorlar.
  5. Sitenizin isim haklarını daha sonraları kullanım hakları sıkıntısı çekmemek için kesin satın alın bu ne kadar fiyata mal olsa bile.
  6. Rakam kullanmayın veya kullanacaksanız sitenizin ismini iki türlü de satın alın Çin’de değilsiniz Türkiye’desiniz. Örnek: Rock724.com Rockyediyirmidort.com

Domain seçerken bu aşamaları göz önünde bulundurmanız mantıklı olan şey, yoksa experts-exchange.com’un hikayesi gibi olmanız işten bile değil. 1996 yılında kurulmuş olan şirket internet üzerinden kişilerin bir uzmana soru sor mantığıyla hizmet vermektedir ama ilk domain adı expertsexchange.com o dönemde tam Türkçe karşılığı uzman seks değişimi ile ilişkilendiği için sonradan bırakılmış, iyi ki de bırakılmış. Şirket 2001 yılında battı, tabii düşündüğünüz gibi ismi expertsexchange.com diye batmadı ama yine de dönemin en komik seçilmiş ve yanlış algılanmış domainleri arasına  en üst sırada girmeyi başarmıştı bile, işin komik yanı bu domain seçimi markanın oluşumu için de onlara büyük güçlük yaratmış. Site şu anda experts-exchange.com domain adresiyle yayında, battıktan sonra 2006’ya kadar normalleşme süreçleri devam etti.

Hepimizin girişimleri  ve bulduğumuz isimler kendimize çok değerli olsa da bazen dışarıdan bakan birisi için anlamsız gelebilir ve çoğunlukla da bu dışarıdan bakan kişi sayısı sizin ikna ettiğiniz kişi sayısından fazla olacaktır, bu yüzden işinizin ismini seçerken ince eleyip sık dokumanızı tavsiye ederim.

Not: Şu günlerde Çince karakterlerin seslerinin latince okunuşlarıyla (pinyin) domainlere yoğunlaşırsanız zararlı çıkmazsınız.

Bir sonraki yazımda görüşmek dileğiyle.

40’lar

Bloğu okumadan önce bu şarkıyla biraz rahatlayın:

Uzun bir aradan sonra merhaba, bloğumun açılması etohum kampa kaydolmamla başlamıştı ve bu seyirde orada verilen ödevlere göre yazmaya başlamıştım. Yaz aylarından bu zamana aslında çok büyük zaman geçmemiş olmasına rağmen bu sene etohum’da çok güzel girişimler olduğunu gördüm, hani bazen benim de aklıma gelmişti, keşke yapsaydım denilecek cinsten girişimler, tabi bunların hepsine değinmeyeceğim yanlızca ilgi çekenlerini yazıp, birkaç önerimde bulunacağım.

 

Giyisicini.com : Yakın zamanda çok güzel yatırım alacaklarına inandığım, gelir modellerinin de zaman içerisinde daha sağlam olacağının sinyallerini veren bir girişim, etohum’da ilk 15’e kalmasalarda benim ilklerim arasına girmiş bir girişim. Sitenin işleyişi açısında birkaç önerim var, bunlar şöyle;

– 24 saat içerisinde giyisilerin fotoğrafları tekrardan elden geçirilip siteye konuyor, bu yöntemle muazzam bir görsel oluşsa bile kullanıcı sayısı arttıkça ve gönderilen gardıroplar fazlalaştıkça altından kalkılamaz hale gelecektir bu durum.Site microblogculuğun gardırop modeli gibi çalışacaksa hızlı olmalı, uyarı yazıları gözardı edilese bile o anda ekranda gördüğümüz işlevsellik hemen  siteye yansımalı, site daha beta aşamasında olduğu için bu gibi küçük şeylerin üzerinden kalkacaklar gibi duruyor, başlangıç aşamasında bile beni çok etkilemiş bir site, zira 2009 yılında bunu ben de düşünmüştüm whatisinmywardrobe adlı bir adresle  hemen de söylemeden edemeyeceğim 🙂

Apsiyon.com:  etohum 15’e giren apartman yönetim sistemi. Siteye daha önce girdiğimde aklıma ilk gelen Bizimkiler dizisindeki apartman yöneticisi Sabri Bey olmuştu. Neyse ana konuysa gelecek olursak daha önceden böyle bir uygulamayla karşılaşmadım zira bu uygulamayı çok  da sevdim, düşüncelerimden bir diğeri de, “adamlar hiç kimsenin el ayak basmadığı bir alanda çalışıyorlar” oldu, bu açıdan avantajları çok, çünkü pazarda internet üzerinden online site yönetim sistemi satan yok, sadece apartman ve site yöneticiliği hizmetleri satan şirketler bulunmakta. Girişim için önerilerime gelince;

– Gelir modeli tutumları açısında bedava üyeliği sadece 60 günlük sunuyorlar, sitenin ilk açılışıyla beraber 60 günlük tutum biraz nahoş duruyor, benim açımdan içeride yapılan işlemlerin seviyesine göre üyelik paketleri hazırlamaları ve bir tane de bedava üyelik opsiyonu bulundurmaları kullanımının teşviki bakımından mühim bir konu.

FoodbackApp.com: Adıyla, pazarlanabilme imkanıyla her açıdan benim ilgimi toplamış uygulamadır, duyduğumda aklıma gelen ilk şey Yelp oldu,  gerçi foodback’in amacı müşterilerin direk restorant sahiplerine görüşlerini yollayabilmesi. Neden sadece app tarafından çıkıp biraz daha site odaklı değiller diye düşünmedim değil, bunun yanında Serkan Ünsal’ın da dediği gibi mekanist bunu kopyalayabilir, bu yüzden hızlı bir şekilde biraz daha üzerine gitmekte fayda var .

Minder : Yine ilk 15’te olan bir girişim, mimik adlı ilk patentli ürünleri kas hareketleriyle bilgisayarı kullanma imkanı sağlamakta. Sunumlarda ilk aklıma gelenler Steven Hawking, Google Labs ve Gmail Motion gelmişti, hala da geliyor nedensiz yere.

– Minder’i ne kadar sosyal ağların içerisinde ve belli başlı haberlerde çıkmış olsa da, daha fazla tanınırlık ve bilinirlik sağlaması lazım, zaten yakın zamanda da bunu sağlayacaklarına inanıyorum ama 2 sene içerisinde benim bunu sadece etohumda seçilmeleriyle duymam benim açımdan ayıp. Yakında bilim.org adresinde minder hakkında bir yazı daha yazacağım, takip edebilirsiniz.

Evet bu blogda etohum 40’tan bazı girişimleri yazdım bunun yanında etohum 15’te mobil oyun için atılan adımların çok tatmin edici olduğunu da gördüm, sosyal ağlarda ve internet platformlu oyunlardan sonra artık Türkiye’den de bu pazara katmadeğer sağlayacak oyunların sinyalinin verildiğini gördüm. Bunun yanında teknoloji üretiminin artması ve bunun daha fazla dışarıya pazarlanabilir hale gelmesi de beni gayet memnun etti.

etohum 40 için şuraya : http://www.etohum.com/2012-etohum-40-girisimi

etohum 15 için buraya: http://www.etohum.com/2012-etohum-15-girisimi

Bir sorum mu var memur bey?

Binlerce yıldır süregelen insanın sorgulaması ne kadar zaman daha devam edecek derseniz, ben evren genişledikçe insanın soru sorması da bitmeyecek olarak yanıt verebilirim sanırım.

Merhaba değerli okuyucular, yine uzun bir aradan sonra bir yazı daha yazmaktayım, iş süreçlerimden ötürü odaklı bir şekilde yazı yazamamaktan biraz muzdaribim ama bu ihmalkarlığımı yakın zamanda daha çok zaman türeterek sağlayacağım sanırım.

Yazıyı okurken bunu dinleyin.


Bugün işlemek istediğim konu soru sormak, son dönemde Baba Girişim‘de adı Sorarlar olan bir proje üzerinde çalışmalar yapıyoruz. Tabi bu projeyi aslında 2010 yılında devreye sokmak istesek de varolan bir sosyal ağ projemiz yüzünden zaman bulup devreye geçirememiştik, şu günlerde olacağı varmış. Sitenin Türkiye’den benzerlerine ve yatırım alanlarına da biraz değineceğim, yurt dışında bulunan örneklerine de değineceğim.

Yahoo! Answers: İlk gördüğümde, ‘yahu ne güzel düşüncedir bu’ dediğim bir soru platformuydu, gerçi geçmiş örnekleri olsa da ( experts-exchange.com ). Hala kullancıları tarafından aktif olarak kullanılan, Yahoo!’nun önemli trafik kanallarından birini oluşturduğu, Asyalılar için bile bir opsiyonu bulunan diğer Yahoo! platformlarıyla da sizi ilişkilendirerek size Yahoo! içerisinde tamamiyle bir kullanım deneyimi yaşatan soru&cevap platformu.

Quora: İlk bu isimle aslında etohum‘da Erman Taylan adlı arkadaşım sayesinde tanıştım, ona ‘Sorarlar diye bir platform açacağız, sosyal soru sorma sitesi olacak ama biraz daha kişiselleştirilmiş olacak’ örnek verirken de ‘Yahoo! Answers gibi bir şey’ dediğimde o da bana ‘Quora diye bir site var davetle alıyor şimdi çok güzel, cevap veren kişiler de gerçek profesyoneller’ dediğinde abi o davetten bana da yollar mısın demiştim. Gerçekten o gün Quora’ya davet alıp üye olduğumda bu kadarıyla karşılaşacağımı düşünememiştim. Hemen hemen aklımdaki tüm sosyal soru sorma kalıplarını adamlar zaten oturtmuştu. Aklın yolu bir derler, keza bu kişiler de zaten bu bir olan akıl yolunu tutmuşlardı.

Basit ve anlaşılır dizaynı, akıllıca sorulmuş ve öngörülü soruları ve Facebook, Twitter gibi sosyal alanlarla iyi geçinmesi ve çabuk alınan cevaplar sayesinde Quora insanların kısa sürede tercih sebebi olmuştur ve yatırım konusunda da pek zorlandıkları söylenemez. Gerçi hala konu başlıklarıyla ilişkilendirmelerde bazen sıkıntılar yaşanıyor ama şamda kayısı denir böylesine de. Sonuç olarak Quora gerçek anlamda bir soru sorma deneyimi yaşatmaktadır ve sanırım bunun bir üstü olacak soru sorma platformu ancak Çince olur 🙂

Stackoverflow: Programcılar için hazırlanmış ücretsiz olan bir soru&cevap sitesidir, basit olması aynı zamanda sizi bedava diye reklama boğmayan tercih sebebi sitelerden bir tanesidir. Quora kadar ballandıra ballandıra anlatamasam da site gayet hızlı ve anlaşılır çalışmakta, her türlü kodlama hatası ve sorunuzu buraya yazdığınızda gönüllü ve bu işin aşığı bir programcı imdadınıza yetişiyor.

Bu kadar yabancı işlerden bahsettikten sonra gelelim Türkiye’ye;

Mynet CevaplarÇıktığı zaman aslında pek de şaşırmadığım bir Mynet platformu, 2010 yılında yine aklın yolu bir mantığı işledi ve Mynet’de Yahoo! gibi soru&cevap platformu hazırladı, iyi ki de hazırladı, hala aktif ve birçok soruya cevap bulmaktalar.

Inploid: Platform düşüncesini Dragons’ Den’de yayınlamış ve başarılı şekilde yatırım almıştı, piyasada Alphan Manas’ın yeni

yatırımlarından biri olarak lanse olmaktadır. İyi ve hoş bir websitesi Quora’yı aratmıyor, düşüncelerini Quora’dan önce geliştirdiklerini söylemişler ve çıkışları da Quora’dan iki ay önceymiş, bu da çok güzel bir şey ama tabii aklın yolu bir lafını da esirgememek lazım, herkes aynı şeyi düşünebilir ve ortaya koyabilir ama fırından çıkan ürün nasıl bir şey ona bakmak lazım, Inploid’in de bu açıdan kendi avantajlarını yakalayacağına inanmaktayım.

Gelelim sitenin artılarına eksilerine, Türk girişimler için biraz daha eleştirel olmak istiyorum çünkü bazı şeyler mühim. Sitenin girişinde dil opsiyonumuzu seçtiğimizde dönen resim bannerlar dil opsiyonu değişse bile dilleri değişmiyor, bu çok büyük bir eksiktir ve hatadır, bunun düzenlenmesi gerekli, bunun yanında site gerçekten çok anlaşılır ve net bir şekilde çalışıyor, kullanıcılarının çoğunluklu olarak Türk olması soru kelimelerinin aramasında nasıl etkili oluyor aslında bunların hepsini tek tek sormam gerekli ama bu bloğu yazarken bu konu hakkında tam bir öneriyi şu şekilde yapabilirim, dil opsiyonunu ip’lere göre otomatik olarak belirlense ve sonra kullanıcıya opsiyonel olarak dil seçimi sunulsa ve buna göre de sorular önerilse daha uygun olur, dil önemli husus.

Inploid güzel bir girişim umarım uluslararası alanda da bu başarılarını perçinlerler.

Sorula: İsim açısından yine Türkiye odaklı Inploid gibi dışarıya açılamayacak bir soru sorma platformu, zaten Quora’dan eksik kaldıkları bir yan yok. Site tasarımsal olarak yine anlaşılır vaziyette, ama Türkiye şartlarında soru sormak dediğimizde elimize bir netlik kazandırmayan proje diyebiliriz, domain seçimi konusunda soru kelimesini barındıran güzel bir domain bile olsa fonetikleri açısında akılda cılız bir etki bırakmakta. Umarım istedikleri başarıya kavuşurlar.

Sorarlar: Projeyi daha önceden de belittiğim üzere 2010 yılında benim de aklıma gelmişti diyeceğim, birçok kişinin aklına bir şeyler geliyor zaten. İşin güzel kısmı Yahoo! Answers’ın dışa dönüklüğü Quora’nın basitliği ve anlaşılırlığı üzerine gideceğimiz ve yurtdışında da duyurabileceğimiz bir platformun ön ayaklarını ilk başta Türkiye’de atan bir soru platformu Sorarlar, tabii yurt dışına sorarlar adıyla çıkmayacağımız da ayrı konu, yakın zamanda onu da açıklarız.

Tasarımsal olarak siyah beyaz gidilmesinin sebebi, en basit algıyı oluşturmak, yakın zamanda yeni özellikleriyle hizmet kalitesine daha da odaklanacak olan Sorarlar kullanıcıların ürün deneyimleri ve sorularına odaklı, ana konseptte sadece bununla da kalmayıp kişilerin yaşamsal deneyimlerine  bir kaynak oluşturma hedef belirlemiş durumda.

Yazımın sonuna gelirken, yinelemek istediğim, aklın yolu birdir, hiç kimse eşsiz bir düşüncem var, onu da sadece ben biliyorum dememeli, elbet bir gün birileri de aynı şeyi düşünecek, işin asıl odaklanılması gereken kısmı bu düşünceyi önce kimin fırına verdikten sonra pişme süresini iyi ayarlayıp ayarlayamadığı durumudur. Bir sonraki yazımda görüşmek dileğiyle.

Yeni tohumlar atıldı

Bu yıl düzenlenen e-tohum yaz kampı sonuna geldik, organizasyonun içeriği bakımından çoğu katılımcı adına daha önceden yaşatılmamış
bir simülasyon ortaya kondu, verilen derslerde internet girişimlerinin nasıl bir seyir tuttuğu daha iyi kavrandı, görüşülen profesyonellerin bu sektöre yaklaşımlarının nasıl olduğu görüldü ve çoğu zaman da nereden başlamak gerek, bu işin bir sonu var mı sorularına cevaplar bu kampta da arandı, her zaman da aranır hani.

Bundan sonra neler olacak sorusuna gelince, E-tohum’un son gününde yapılan sunumlarda katılımcıların ne kadar ilerlediği gözlemlendi. Kamp süreci içerisinde fikirlerini daha sabit alanlara taşıyanlar, fikirlerini değiştirenler veya bambaşka insanlarla tanışıp yepyeni alanlarda iş yapmaya başlayacak olanlar ortaya çıktı. E-tohum’daki bir çok girişimci staj yaptıkları birbirinden değerli şirkette ve ders aldıkları kişilerden kazandıkları deneyimlerle sektöre yepyeni adımlar atmanın yolunu keşfettiler ve gelecekte de keşfediyor olacaklar

Yaz kampına katılın ya da katılmayın, davet edilin ya da edilmeyin, gerçekten bu işi yapmak istiyorsanız önce kendinizi sabitleyin ve E-tohum’u takip edin çünkü o sizi takip ediyor ve size açık büfeden yararlanabilmeniz için her türlü bilgiyi sağlıyor.

Mercata.com’da ne oldu ve grup satın alma siteleri ne olur

Elektronik ticaretin bugünlerde gördüğünüz can simidi takmış ve yerlerini sabitlemiş gibi duran modellerini( Groupon vs.)  aslında  internet balonunun patladığı 2000’li yılların başlarında da pişirildiğini görüyoruz. Daha önceki yazımda Kozmo.com’u incelemiştim bu yazıda da Mercata.com adlı grup satın alma sitelerine model olmuş bir siteyi inceleyeceğim ve bugünki grup satın alma siteleri hakkındaki görüşlerime değineceğim.

Mercata’nın ismi nereden geliyor;  Mercat ismi size Market’i andırıyor olabilir, zaten öyle de. İskoçya’da “Mercat Cross” olarak anılan  “Market Cross” yani bütün tüccarların bir araya geldiği ve ekonomik hayata dahil olduğu noktaların ismi oluyor, tabi günümüzde Amerika ve Kanada’ya yayılan İskoç tüccarlar sayesinde de bu tabir yayılıyor, Mercata’nın da isim kökeni buna dayanmakta.

Mercata Başlıyor

Mercata 1999 yılının ortalarında işe başlıyor, iş modelinde de benimsedikleri şey bugün ki grup sitelerine nazaran ne kadar çok ürün satın alınırsa ürünün fiyatı da buna orantılı biçimde düşüyor, aslında bu fikre bakacak olursak internetin  alışveriş potansiyelini arttırmadaki çabalarını ve yeni yöntemler denediğini de görebiliyoruz.

Günümüzde bir ürünün pazarlanmasında sosyal ağları kullanırken ve her şey iki tık ötedeyken, 2000’lerde insanlar arkadaşlarına, ailelerine veya komşularına bu ürünleri aldırarak  bu site üzerinden indirim sağlıyordu. Yani anlayacağınız şu güne göre bir ton külfeti de yanında getiriyordu, ben kalkıp gideceğim 15 tane daha arkadaşımı bulup aynı bilgisayardan satın alacağım ve aldıracağım, bu söylediğim kulağa bu günlerde biraz garip gelse de, Mercata’nın başladığı dönemlerde bizzat söylediğim olaylar gerçekleşiyordu ve müşteriler de buradan toptan alışverişler yaparak birkaç dolar kar etmeyi doğal olarak makul görüyorlardı.

Ama kazın ayağı öyle değil

İnternet balonun patlamaya yakın olduğu zamanda Mercata 100 milyon dolarlık halka açılma planları yaparken, büyük şirketlerin (AOL, Yahoo!, Wal-Mart) de internet ürün satışı ve grup satın alma sitelerine dair planları bulunuyordu. Grup sitelerinin ürünleri üretenler için bir güzelliği ellerinde kalan malları rahatlıkla bu sitelere  satabiliyor olmalarıydı ve bu satışlarda yüzde 3 ile 10 arasında komisyon ödemeyi de makul görüyorlardır, yani ürün elde kalmış ve son çare olarak bir grup satış sitesine bunu uygun şekilde vereyim mantığında işliyordu olay, bununla beraber de Mercata’nın ürün kategorilerini oluşturmasındaki şekillenme de kısırdı, yani Wal-Mart gibi büyük bir şirketin hala ürün fiyatlarında indirime gitmede büyük avantajları bulunuyordu ve zaten Mercata’nın  yeterli fon bulamaması, halka açılamamasıyla da  2001 yılı ortalarında batması da  Wal-Mar gibi büyük bir şirketin pazardaki sabit olan yerini  daha da sabitlemiş oldu.

Bana göre internetin ticari yapı taşları bu şekilde oluşmaya başladı, balıklar ölür, tortuları dibe çöker ve kireç taşları oluşur, işte Mercata gibi şirketlerin o dönemlerde yeterli fon bulamamaları ve  devamlarının olmamasının sebebi de buydu, yani nihai soru olan “Bu olayın sonu ne?” sorusuna cevap bulmaktı.

Mercata’nın evrimi ve yeni grup satın alma siteleri

Son dönemlerde ise bir çok grup satın alma sitesinin agresif ve ağır pazarlıklarla şirketlerden indirimleri satışa sunduklarını ve belirli bir müşteri kitlesi oluşturduğunu görüyoruz.  İşin komik kısmı ise bu işin şu anki piri olan Groupon’un hala halka arz olmamış olması ve halka açılıyor haberinin ortada dolaşması tarih tekerrür eder mi sorularını da akla getirmiyor değil. Grup satın alma sitelerine talep gün geçtikçe artıyor ve artmaya da devam edecek gibi görünüyor. Yapılan indirimlerden kar elde etmeyen hizmet sağlayıcıları ve tedarikçiler uzun vadede grup satın alma sitelerini tanıtım materyali olarak kullansalar da pazarda belirli bir doygunluğa ulaşıldığında ya da herhangi bir kırılma yaşadığında bu indirimleri sağlayan firmalar müşteri profillerinden ne kadar  memnun kalsalar da yaptıkları indirimlerin kazançsılığı yüzünden bu sitelerden ellerini çekecekleri olası.

Yeni dönemde yeni iş modelleri görebiliriz bunlardan bir tanesi de Markmost. Markmost kullanıcılar ilgilerini çeken fırsatı cihazlarından işaretledikten sonra, kullanıcı kodu ile fırsat sahibi mağazaya giderek fırsatlarını kullanabildikleri bir sistem. İşaretlenen  fırsatların satışı site üzerinden gerçekleşmiyor, kullanıcılar doğrudan fırsatı sunan işletmeye gidiyor ve kullanıcı kodları ile ödemelerini yapıyor ve fırsata doğrudan işletmeye ödeme yaparak sahip oluyorlar.

Yakın zamanda Markmost gibi şirket ve kullanıcıya aracılık sağlayacak ve daha çok şirketlerin çıkarlarına hizmet  edecek yeni iş modelleri göreceğiz. İnternet gün geçtikçe yenileniyor ve ürün satış teknikleri gün geçtikçe evrilip farklılaşıyor, daha fazla aracı, daha fazla indirim, daha fazla sayıda ürün elde edebileceğimiz yeni hizmetler arıyoruz. Bütün bu saydıklarımıza her zaman nihai soru olan “Bir son var mı?” diye soracak olursak, ya cevapsız kalacağız ya da yeni bir proje ortaya koymamız da an meselesi olacak. Mercata gibi sitelerle başlayan grup alım çılgınlıkları nerede son bulur bilinmez ama yeni dönem oyuncular hatalardan ders çıkararak ilerlemesini sürdürmekteler.

Bisiklet lastiğini yamalamak, Kozmo.com

Bu yazımda sizlere incelememiz istenen Kozmo.com‘dan bahsedeceğim ve bir iş modelinde yapılmaması gereken şeyleri kendi anladığım şekilde konu alacağım ama öncelikle, aşağıdaki şahane yeteneği olan Tayvanlı Shara Lin’i izlemenizi öneriyorum, en azından yazıyı okumaya başlamadan önce kafanızı biraz rahatlatmış olursunuz.

Nasıl oldu da araba kaza yaptı?

e-Dreams belgeselini izlediğinizde, mükemmel şekilde büyüyen bir şirketin neredeyse halka açılma aşamasına gelmiş olmasını ve sonrasında yapılan şirket değerini düşürücü analizler, paranın bitmesi ve işçilerin çıkarılmasını, sonrasında da kaptanın ilk olarak gemiyi terketmesini görüyorsunuz. Aslında Kozmo.com kaza yapan bir otomobili de andırmıyor değil, yani bana göre gelir modelleri başından iyi yönetilmiş olsa günümüzde büyük bir ihtiyacı kapatıyor olacaktı.

İşin aslında baktığımızda Kozmo’yu diğerlerinden ayıran bir özelliği var, Kozmo.com gerçek saha satışına yönelik hareket eden bir yapı, yani belgeselde geçen DoubleClick örneğinin aksine bir yazılımdan çok bir kargo hizmeti ve daha sonrasında da göreceğiniz üzere küçük bir internet bakkalına da dönüşmüyor değil, yani saha için istihdam ettiği insan sayısı normal bir internet girişimine göre daha fazla, belgeselde 99 yılından 2000’e kadar 10 kişiyle başlayıp 4000 kişiye ulaşan rakamlardan bahsediliyor, tabi bu da şirketin ortaya çıkış yapısını başlı başına değiştiriyor.

Kozmo’nun hikayesi aslında bizlere internet girişimi açısında ve böylesine kapsamlı ve büyük bir işe girişmeden önce neler bilmemize dair stratejik olarak büyük dersler vermekte, bunun yanında böyle bir sahada yapılan işin değeri ve ne kadar kazandığıyla ilgili de önemli noktaları belirtmekte.

Bir iş modeli nasıl kendine bu kadar güvenir?

Kozmo.com mükemmel bir iş modeli fikriyle işe başlıyor, küçük ürünleri bedavaya bir saat içerisinde kişiye ulaştırmayı hedefleyen bir yapı. Bu model birçok iş analisti ve yazarlar tarafından eleştrilmiş olsa da işlerine devam ediyorlar, eleştri aldıkları kısım ise küçük ürünleri bir saat içerisinde bir yerden başka bir yere taşımanın inanılmaz yüksek rakamlara geleceği ve Kozmo’nun da bu iş modeliyle bundan hiçbir kar sağlayamayacağı konusu. Tabi Kozmo bu düşünceleri Starbucks, Amazon gibi şirketlerin yatırımlarını alarak kulak ardı etse de, analistlerin eleştirileri de ilerleyen zamanda gerçekleşiyor, yani şirketin cirosuyla masrafları arasında uçurumlar oluşuyor.

NewYork’da başlayan serüvenlerinde şirket 1999 yılında 3,5 milyon dolar ciro yapıyor ve kayıpları ise bunun neredeyse on katı, ama Kozmo’nun kendine güven sağlayan kısmı 280 milyon dolar bir yatırımı çeşitli şirketlerden sağlamış olması, Starbucks,Amazon gibi şirktleri de arkasına aldığında kendilerini internetin FedEx’i ya da yeni dönemin FedEx’i olarak adlandırıyorlar.

Kazın ayağı öyle değil

11 eyalette servis sağlıyorken ve halka açılacakken birden işin özü değişiyor, internet balonun patladığı 2000 yıllında Kozmo halka açılıyor partileri düzenlemiş olsa bile hiçbir zaman halka açılamıyor ve 2001 yılının Nisan ayında şirket tüm işlerini ve çalışanlarını tasfiye ediyor.

Güven ve Çöküş

Belgesel için tıklayınız.

İş modellerimize ne kadar güvensek bile Joseph Park’ın en başından beri tek sorunu yaptığı işe var olandan çok daha fazla baskı uygulaması ve susmaması, CNN’de yaptığı açıklamada kendini Microsoft’la kıyaslayıp, neden Kozmo’nun da milyonerleri, milyarderleri olmasın derken kendi işinin stabil yapısını sağlamadan bu açıklamarı yapmış olması da bir şirket CEO’su olarak büyük sıkıntılar teşkil etmekte.

Kozmo yazının başında da söylediğim üzere operasyonel anlamda çok fazla istihdam gerektiren bir yapı ve kişilerin işe alım süreçlerinden, ücretlerinin karşılanma süreçleri arasında çok kısa zamanlar bulunmakta ve böyle bir iş modeliyle operasyon alanının kendini çeviriyor olmaması da ayrı problemli, en azından çalışan maliyeti yüksek bir ülkede bu denli masraflı bir işe girişip gelir modellerini yeniden belirlemiyor olmak Kozmo’nun kapanmasına mal oluyor.

Kozmo’nun işleyişinde büyük bir yapı hayal edilmiş ama iş modelini minimize edebilecek, herhangi bir ekonomik buhranda kendilerine kurtarma alanı oluşturabilecek bir yapı göz önünde bulundurulmamış, bunun sebebiyle de şirketi ilk terk edenler kurucu ortaklar olmuş.

Sonuç olarak bir iş modeli belirliyorsanız Kozmo’nunda yaptığı gibi bir giriş çıkış modeli belirlemeniz lazım, videonunda en başında dediği gibi masamızda şu 150 milyon dolar para var ve bizim almamızı bekliyor derken, emin olun bunu istihdam ve dünyayı kurtaracak olan Kozmo.com için değil kendileri için bir paraşüt olarak belirledikleri de aşikar. Benim anladığım kısım sabit bir iş yapıyor olacaksanız işinizi büyüttüğünüzde küçültebilecek ve küçülttüğünüzde tekrardan büyütebilecek yapıda iş modelleri oluşturabilmeniz ve kendinize koruma alanları oluşturmanız en önemli konular arasında.

Belgesel için tıklayınız.

e-tohum Burak Büyükdemir’le İnternet

Mr Bungle – RetroVertigo
16 Haziran günü e-tohum‘un lokomotifi Burak Büyükdemir’le beraber e-tohum Yaz Kampında İnternet ve İnternet Stratejileri hakkındaki dersimizdeki konulardan bazı anladığım ve anlamadığım şeyleri kendimce yazacağım, bakalım nasıl gidecek bu yazı.

Öncelikle kısaca  Burak Büyükdemir’den bahsedelim, 1972 yılında Gölcük’te doğmuştur. Kocaeli Anadolu Lisesini 1990 yılında bitirmiştir. İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği bölümünü kazanmış ve 1991 yılında Orhan Karakullukçu ödülünü kazanmıştır. Bölümü TÜBİTAK bursu ile okuyarak 1994 yılında birincilikle mezun olduktan sonra Boğaziçi Üniversitesinde İşletme Yüksek Lisansını 1997 yılında tamamlamıştır. 2000 yılında Columbia üniversitesinde “E-Commerce: Creating Strategic Advantage” konulu yönetici eğitimi programına katılmıştır. Devamı için tıklayın .

İşlenmiş Bilgi ve Tamamiyle Farklı Bir Akıl Sistemi (Kavramsal Çağ)

Eskiden gayet bilgiye dayalı işlerin oluşturduğu sistemlerde, örneğin; maliye,hukuk ve bunun gibi sistemlerde varolan bilgi belli çerçevelerde değişiklik gösterse de kendi yargısı ve işlemesi varolan bilgiye ham haline bağlı şekilde işliyordu. Yeni dönemde ise varolan bilgi sistemleri tamamiyle değişik kişi ve kişilerin ellerinde olacak, daha yaratıcı, daha değişik yapıları inceleyen insanlar ve yeni beyinler göreceğiz, yaratıcılık bu dönemin en önemli unsuru olacak. İnternette bu yeni yapıyla beraber doğru orantılı gelişen bir sistem, her gün yeni bir yazı stili çıkaran veya her gün yeni bir logo ortaya koyan ve bu logoyla ulusal hareketler başlatan insanlar veya size facebook gruplarında her gün yeni bir bilgiyi veren insanlar ortaya çıkacak hatta çıktılar bile. Dönemin cevap vereceği asıl konu ise burada bilgiyi ne şekilde aldığımız değil bu bilgileri nasıl ve ne şekilde işler hale getirecek olmamızdır. Continue reading “e-tohum Burak Büyükdemir’le İnternet”