Zamanla tipi Russell Peters'a benzeyen bir akrabam var. Bunun neden olduğunu anlamadım, algıda seçicilik de olabilir. Yalnız bunu ona söylesem mi söylemesem mi diye de baya düşünüyorum. Garip hisler.
🔍 Arama
Arama Sonuçları: @caglar'nin Gonderileri (40 sonuç)
Bir İşletmeyi Satmak ve Hayata Devam Etmek
Bir kafeyi işletmek bana öğretti ki başarılı olmak, aynı zamanda her şeyin kolaylaşacağı anlamına gelmiyor.
Bu durum benim başıma Galata Cafe'de geldi. Kafe; topluluk nezdinde ve yerel basında dışarıdan bayağı sağlam görünüyordu. Dergilerde, gazetelerde ve televizyonda çıkan boy boy haberler; beraberinde gelen zorlayıcı saatler, bazen bitmeyen istekler ve bazen de içinizde oturan garip sessizlikler... Bu tür garip sessizlikler insanı iyi hissettirmiyor.
CBC'den bir yazı:
https://www.cbc.ca/news/canada/toronto/turkish-cafe-galata-1.6575066
(Yazıda bir hata vardı. Amcamın mutfağı demişlerdi ama o benim teyzemin mutfağıydı :) )
Kafeyi işletirken düşüncelerin arasında sıkışmış bir haldeydim; bir yandan kafede çalışıyor, diğer yandan Bilgisayar Bilimleri eğitimimi tamamlamaya çalışıyordum. İkisi uyuşmuyordu ve her seferinde kendime aynı soruyu soruyordum: "Gerçekten bunu hayatımın sonuna kadar yapmak istiyor muydum?"
Kafeyi satmak benim için zor bir karardı. Hayatım bir yol ayrımındaydı. Kira sözleşmesi bitiyordu. Ya sözleşmeyi yenileyecek ya başka bir yere taşınacak ya da tamamen kapatacaktım. Benim hedefim tamamen kapatmaktı çünkü bu işten gerçekten haz almıyordum. Sadece her şeyi geride bırakıp yeni bir sayfa açmak istiyordum.
Bina sahibiyle pazarlıklarımız sonuçsuz kaldı. Zaten orada mutlu değildim ve adil olmak gerekirse, bu tek taraflı da değildi. Bazı sorumluluklar hiçbir zaman yerine getirilmiyordu. Yani anlayacağınız sorunlara sebep olan tek kişi bu sefer ben değildim :) Eski kira sözleşmesini teyzem imzalamıştı ve yeni sözleşmedeki taleplerim farklıydı. Anlaşamadık, ben de durumu kabul ettim. Sürenin sonunda ya taşınacağımı ya da kapatacağımı bildirdim.
Bu durum beni tam bir ikilemde bıraktı. Bir yandan ekipmanları satmaya çalışıyor, diğer yandan yeni bir yer arıyordum. Tüm bunlar olurken sevmediğim bu işin tek gelir kaynağım olduğunun farkındaydım. Sattıktan sonra ne yapacaktım? Restoran sektöründe on yıl çalıştıktan ve tek gelir kaynağınız bu olduktan sonra aklınızda elbette “bundan sonra ne yapacağım?” sorusu oluşuyor. Bu bence kendini tuzağa düşürmek gibi. Bu yüzden o tuzağa düşmeyin. Dünya bayağı anlamlı ve bir şey yapmak isterseniz her zaman bir fırsat var. Benim en büyük hatam sonrasında dünyanın ne sunabileceğini unutmak oldu ve ironik ama, o fırsatı hâlâ bekliyorum. Belki de kendim yaratmalıyım.
Uzun lafın kısası: Ekipmanları satmaya karar verdiğimde, yakın bir aile dostumuz kafeyi satmamı isteyip istemediğimi sordu. Tesadüfen, işletecekleri bir yer arayan ama bütçesi kısıtlı bazı insanlar duymuş. Ben de dedim ki, “Gelsinler konuşalım”. Geldiler. İkisinin de gıda sektöründe çalışmış olması, ben gittiğimde kafeyi ayakta tutabileceklerine dair beni ikna etti. Sonunda kafeyi ve ekipmanlarını görüşmeler sonunda onlara sattım. Duyduğuma göre mutlu bir şekilde işletmeye devam ediyorlarmış.
Kendi hatalarınızla ve başarılarınızla inşa ettiğiniz bir şeyden ayrılmak zordur. Hayatımda sabah beşte kalkıp simit pişirmek yoktu artık, çalışanların sahte "geç kalacağım" telefonlarıyla uğraşmak da yoktu, dükkanı daha iyi bir yer yapmak için birikim yapacağım diye "yavaş geçer" düşüncesiyle sakin günde eleman çağırmayıp aksine dükkanı müşterinin basması da yoktu. Dükkanı sattığım için bunların hiçbiri kalmamıştı. Ama bırakmak yine de zordu ve alttan alta iç sesim: "Okulunu geciktirmekle suçladığın kahve dükkanı gitti. Şimdi git ve ne yapmak istiyorsan onu yap." diyordu.
İç sesim bunları demesine rağmen tabii ki işe yaramadı.
O sıralarda sağlığım sessizce bozulmaya başlamıştı ve nedenini bilmiyordum. Satıştan sonra taşındım (bu da başka bir hikaye) ve eğitimime geri döndüm. Ama her oturduğumda "Ben burada ne yapıyorum? Bunlar bana uzak." gibi hislerle uğraşıyordum. Bu yaşıma kadar akademisyen olmuş olmalıydım. Tabii bu benim egomun bana teyidiydi ve bu ego konuşmaları sizi bayağı zehirleyebiliyor. O tuzağa ben düştüm, aman siz düşmeyin.
Dışarıdan bakınca her şey yolundaydı. İçeriden bakınca hiçbir şey yolunda değildi.
Türkiye'ye gidip gelmeye devam ettim ve annemin sağlığım hakkındaki endişesi, sandığımdan çok üstüme baskı kuruyordu. Ailemin bütün hayatı Türkiye'deydi ve onları benim için bunu terk etmeye zorlayamazdım. Sadece benim için okyanusun diğer tarafına onları sürüklemek bayağı bencillik olurdu. Hikayem şöyle olabilirdi: "Güçlü kaldım, sağlığımla ilgilendim, eğitimimi bitirdim ve mutluyum." Bayağı güzel olurdu böyle olsaydı ama bana uymadı. Keşke o mutlu sona sahip olsaydım ama sanırım hayatın bana öğreteceği dersler hâlâ mevcut. Sağlığınız bozulduğunda kendinizi hiçbir ölçüyle ölçmüyorsunuz. Ne kariyer ne eğitim; geriye tek bir soru kalıyor, o da sadece hayatta kalmakla ilgili. Ben İstanbul'a taşınıp baştan başlamayı tercih ettim ve bence bayağı iyi bir karar verdim. Çünkü ailemleyim.
Şimdiye kadar fark ettim ki yazdığım her hikayede "neden taşındım, işi ve okulu bıraktım?" sorusunun cevabını vermeye çalışıp bu durumu savunuyorum. Neredeyse ölüp geri gelmiş gibi hissetmem bence bayağı şey açıklıyor. Ayrıca size anlatabileceğim başka ailevi yönler de var ama bunlar bambaşka hikayeler örgüsü, o yüzden konuları sadece kendime ait sınırlar içerisinde tutmaya devam ediyorum.
Sonuç olarak, bir işletmeyi satmak zordur; eğer bunu yapabilirseniz ve bir sonraki aşamaya geçebilirseniz harikasınız ve yalnız değilsiniz. Belki şu an her şeye cevap bulamıyorsunuzdur ama en azından bir karar verdiniz. Ben de bir karar verdim ve sağlığım şimdi daha da iyiye gidiyor.
Hayatınızda neler olduğunu bana da anlatın.
(lelacag@gmail.com)
Bir kafeyi işletmek bana öğretti ki başarılı olmak, aynı zamanda her şeyin kolaylaşacağı anlamına gelmiyor.
Bu durum benim başıma Galata Cafe'de geldi. Kafe; topluluk nezdinde ve yerel basında dışarıdan bayağı sağlam görünüyordu. Dergilerde, gazetelerde ve televizyonda çıkan boy boy haberler; beraberinde gelen zorlayıcı saatler, bazen bitmeyen istekler ve bazen de içinizde oturan garip sessizlikler... Bu tür garip sessizlikler insanı iyi hissettirmiyor.
CBC'den bir yazı:
https://www.cbc.ca/news/canada/toronto/turkish-cafe-galata-1.6575066
(Yazıda bir hata vardı. Amcamın mutfağı demişlerdi ama o benim teyzemin mutfağıydı :) )
Kafeyi işletirken düşüncelerin arasında sıkışmış bir haldeydim; bir yandan kafede çalışıyor, diğer yandan Bilgisayar Bilimleri eğitimimi tamamlamaya çalışıyordum. İkisi uyuşmuyordu ve her seferinde kendime aynı soruyu soruyordum: "Gerçekten bunu hayatımın sonuna kadar yapmak istiyor muydum?"
Kafeyi satmak benim için zor bir karardı. Hayatım bir yol ayrımındaydı. Kira sözleşmesi bitiyordu. Ya sözleşmeyi yenileyecek ya başka bir yere taşınacak ya da tamamen kapatacaktım. Benim hedefim tamamen kapatmaktı çünkü bu işten gerçekten haz almıyordum. Sadece her şeyi geride bırakıp yeni bir sayfa açmak istiyordum.
Bina sahibiyle pazarlıklarımız sonuçsuz kaldı. Zaten orada mutlu değildim ve adil olmak gerekirse, bu tek taraflı da değildi. Bazı sorumluluklar hiçbir zaman yerine getirilmiyordu. Yani anlayacağınız sorunlara sebep olan tek kişi bu sefer ben değildim :) Eski kira sözleşmesini teyzem imzalamıştı ve yeni sözleşmedeki taleplerim farklıydı. Anlaşamadık, ben de durumu kabul ettim. Sürenin sonunda ya taşınacağımı ya da kapatacağımı bildirdim.
Bu durum beni tam bir ikilemde bıraktı. Bir yandan ekipmanları satmaya çalışıyor, diğer yandan yeni bir yer arıyordum. Tüm bunlar olurken sevmediğim bu işin tek gelir kaynağım olduğunun farkındaydım. Sattıktan sonra ne yapacaktım? Restoran sektöründe on yıl çalıştıktan ve tek gelir kaynağınız bu olduktan sonra aklınızda elbette “bundan sonra ne yapacağım?” sorusu oluşuyor. Bu bence kendini tuzağa düşürmek gibi. Bu yüzden o tuzağa düşmeyin. Dünya bayağı anlamlı ve bir şey yapmak isterseniz her zaman bir fırsat var. Benim en büyük hatam sonrasında dünyanın ne sunabileceğini unutmak oldu ve ironik ama, o fırsatı hâlâ bekliyorum. Belki de kendim yaratmalıyım.
Uzun lafın kısası: Ekipmanları satmaya karar verdiğimde, yakın bir aile dostumuz kafeyi satmamı isteyip istemediğimi sordu. Tesadüfen, işletecekleri bir yer arayan ama bütçesi kısıtlı bazı insanlar duymuş. Ben de dedim ki, “Gelsinler konuşalım”. Geldiler. İkisinin de gıda sektöründe çalışmış olması, ben gittiğimde kafeyi ayakta tutabileceklerine dair beni ikna etti. Sonunda kafeyi ve ekipmanlarını görüşmeler sonunda onlara sattım. Duyduğuma göre mutlu bir şekilde işletmeye devam ediyorlarmış.
Kendi hatalarınızla ve başarılarınızla inşa ettiğiniz bir şeyden ayrılmak zordur. Hayatımda sabah beşte kalkıp simit pişirmek yoktu artık, çalışanların sahte "geç kalacağım" telefonlarıyla uğraşmak da yoktu, dükkanı daha iyi bir yer yapmak için birikim yapacağım diye "yavaş geçer" düşüncesiyle sakin günde eleman çağırmayıp aksine dükkanı müşterinin basması da yoktu. Dükkanı sattığım için bunların hiçbiri kalmamıştı. Ama bırakmak yine de zordu ve alttan alta iç sesim: "Okulunu geciktirmekle suçladığın kahve dükkanı gitti. Şimdi git ve ne yapmak istiyorsan onu yap." diyordu.
İç sesim bunları demesine rağmen tabii ki işe yaramadı.
O sıralarda sağlığım sessizce bozulmaya başlamıştı ve nedenini bilmiyordum. Satıştan sonra taşındım (bu da başka bir hikaye) ve eğitimime geri döndüm. Ama her oturduğumda "Ben burada ne yapıyorum? Bunlar bana uzak." gibi hislerle uğraşıyordum. Bu yaşıma kadar akademisyen olmuş olmalıydım. Tabii bu benim egomun bana teyidiydi ve bu ego konuşmaları sizi bayağı zehirleyebiliyor. O tuzağa ben düştüm, aman siz düşmeyin.
Dışarıdan bakınca her şey yolundaydı. İçeriden bakınca hiçbir şey yolunda değildi.
Türkiye'ye gidip gelmeye devam ettim ve annemin sağlığım hakkındaki endişesi, sandığımdan çok üstüme baskı kuruyordu. Ailemin bütün hayatı Türkiye'deydi ve onları benim için bunu terk etmeye zorlayamazdım. Sadece benim için okyanusun diğer tarafına onları sürüklemek bayağı bencillik olurdu. Hikayem şöyle olabilirdi: "Güçlü kaldım, sağlığımla ilgilendim, eğitimimi bitirdim ve mutluyum." Bayağı güzel olurdu böyle olsaydı ama bana uymadı. Keşke o mutlu sona sahip olsaydım ama sanırım hayatın bana öğreteceği dersler hâlâ mevcut. Sağlığınız bozulduğunda kendinizi hiçbir ölçüyle ölçmüyorsunuz. Ne kariyer ne eğitim; geriye tek bir soru kalıyor, o da sadece hayatta kalmakla ilgili. Ben İstanbul'a taşınıp baştan başlamayı tercih ettim ve bence bayağı iyi bir karar verdim. Çünkü ailemleyim.
Şimdiye kadar fark ettim ki yazdığım her hikayede "neden taşındım, işi ve okulu bıraktım?" sorusunun cevabını vermeye çalışıp bu durumu savunuyorum. Neredeyse ölüp geri gelmiş gibi hissetmem bence bayağı şey açıklıyor. Ayrıca size anlatabileceğim başka ailevi yönler de var ama bunlar bambaşka hikayeler örgüsü, o yüzden konuları sadece kendime ait sınırlar içerisinde tutmaya devam ediyorum.
Sonuç olarak, bir işletmeyi satmak zordur; eğer bunu yapabilirseniz ve bir sonraki aşamaya geçebilirseniz harikasınız ve yalnız değilsiniz. Belki şu an her şeye cevap bulamıyorsunuzdur ama en azından bir karar verdiniz. Ben de bir karar verdim ve sağlığım şimdi daha da iyiye gidiyor.
Hayatınızda neler olduğunu bana da anlatın.
(lelacag@gmail.com)
Okumak ve Çalışmak (İkisini bir arada yapmak kesinlikle benlik değil)
Daha önce de bahsettiğim gibi birkaç bölüm okudum. Bazılarını bitirdim, bazılarından ayrıldım, bazılarını da devam ettiremedim. Bu üç durumu hepsiyle size anlatacağım ki bireysel bir perspektiften net bir tablo ortaya çıksın.
Üniversitede bir yıl Turizm ve Otelcilik İşletmeciliği okudum. Bu arada, kendime cep harçlığı çıkarmak ve kendime bir şeyler alabilmek için çevrimiçi serbest işler yapabilecek kadar tasarım yazılımı öğrendim. Mesele şu ki, Turizm ve Otelcilik'ten haz almıyordum, keza sektör de beni kollarını açarak karşılamadı zaten. Okulumda sevdiğim tek şey bazı derslerdir. Gıda Mühendisliği, yemek dersi, işletme dersi vesaire. Yemek yapmayı sevdiğim için bunlar iyi gidiyordu ama gerisi asla sevmediğim şeylerdi. Maddi durumum bir öğrencinin maddi durumu neyse öyleydi ve gün içinde oniki saatten fazla çevrimiçinde bulunup tasarım işleri ararken, bir yandan da arkadaşlarımla sohbet ediyor, çapsız işlerle uğraşıyordum (bir punk grubundaydım o da başka hikaye). Fark edeceğiniz gibi bu nitelikteki bir tavırlarla da bulunduğum yerden mutlu değildim. Okul evden iki buçuk saat uzaktaydı ve iki otobüs değiştirmem gerekiyordu. Sonunda bir daireye taşındım ve bu daire berbat bir yerdi. Hayat beni bir şekilde şımartmış ve hiçbir şeyden memnun kalmayan biri haline getirmişti. Peki şımarık, ergenliğine takılmış biri ne yapar? Tam olarak yaptığım şeyi. Üniversiteden ayrıldım ve üniversite sınavına yeniden girdim.
Sonrasında ne mi oldu: Çince Dil ve Edebiyatı Bölümü başlıyor.
Hâlâ bilmiyorum neden daha ilk etapta üniversitede kimya bölümüne devam etmedim (o da başka hikaye), ama sanırım evrenin bunda bir payı vardı. Neyse, sınavın ardından yeni bir bölüme kabul edildim. Dil öğrenmeyi hiç sevmem ama yine de Çince'yi seçtim. Neden? Tarihi severim ve Asya tarihini anlamadan önce ona ait dilleri bilmem gerektiğine inanıyordum. Cehaletim bayağı büyüktü. Asya geniş bir kıta ve herkes Mandarin Çincesi veya Japonca konuşmuyor. Ama tarihe olan bağlılığımdan dolayı Çince'yi seçtim, böylece Türk tarihi köklerini araştırmak için Asya'nın köklerini çalışabilirdim. Amacım mezun olmak, Asya Tarihi yüksek lisansına girmek ve akademisyen olmaktı. Olmadı. Mezun olduktan sonra yüksek lisansa kabul edilmeme rağmen Kanada'ya gittim.
Neyse, uzun lafın kısası: Kanada'ya taşındıktan sonra yeni zorluğum başladı. Daha önceki yazılarda belirttiğim gibi, (yemek pişirme bir zorluk haline geldi — başlamak) bir restoranda çalışmaya başladım. Turizm ve Otelcilik'e başlamadan önce Bilgisayar Mühendisliği ve Bilgisayar Bilimleri bölümlerine başvurmuştum ve o eski başvuruyu canlandırıp eğitimime başladım.
Hayvanlara duyduğum sevgi her zaman kalbimdeydi; çocukken veteriner olmak istemiştim. Ama bilgisayarlarla devam etmeye karar verdim çünkü duygusal olarak etkilemeyeceklerini düşündüm (şimdilik). Çocukluğumdan beri web sayfaları tasarlıyordum ve çiplerin ve devrelerin aslında nasıl çalıştığını öğrenmek çok istiyordum. Bu şekilde Bilgisayar Bilimleri yolculuğum başladı.
Sorun, bu programı hiçbir zaman gerçekten istediğim gibi okuyamadım. Temel mesele şuydu: okumak tam zamanlı bir işti, benim de restoranda tam zamanlı bir işim vardı ve ikisi birbiriyle korkunç şekilde çakışıyordu. Bazı dersleri tamamlamam yıllarımı aldı. Her şeyi tasfiye edip okulu tek önceliğim yapmaya çalıştığımda da çok geçti, bu sefer idare ettiğim sağlığım artık idare edilemez hale gelmişti buna takriben her şeyi bıraktım, resmen on bir yıl boyunca hayatımda kurduğum her şeyi: kafeyi, restoran işini, Bilgisayar Bilimleri'ni. Sanırım doğru karardı. Ölmediğime seviniyorum. Bu yüzden tüm bu olaylardan çıkardığım ders şuydu: hem tam zamanlı okuyup aynı zamanda tam zamanlı çalışmak benim için uygun değil. Sizin için de olmayabilir. Bunun için utanmayın. Her şeyi kendi başımıza halledebilecekmişiz gibi görünmeye hep eğilimliyiz, kimseye muhtaç olmadan. Ama bazen bu işe yaramıyor. Benim işime yaramadı ve bazılarınızın da aynı döngüde sıkışmış olduğunu biliyorum. Faturaları ödeyecek biri olması gerektiğini ve hayatın kolay olmadığını da biliyorum ama daha azıyla zamanında idare edebildiniz, o zaman yine aynısın daha azıyla yetinerek tekrar edebilirsiniz? Her şeyi bıraktığımda temel niyetim bu şekildeydi. Artık oynamıyorum, çünkü hayatımda yeni bir şey olmadan önce kendime iyi bakmam gerekiyor.
Yalnız bu hiçbir şey yapmadığım anlamına gelmiyor elbette. Bu hayatımla ilgili yaşananları anlatmak için ortalama bir şekilde yazmaya devam ediyorum ve şimdilik Mevzuat Raporu'nu inşa ediyorum ;)
Söyleyin bakalım, sizin zorluklarınız neler? lelacag@gmail.com
Daha önce de bahsettiğim gibi birkaç bölüm okudum. Bazılarını bitirdim, bazılarından ayrıldım, bazılarını da devam ettiremedim. Bu üç durumu hepsiyle size anlatacağım ki bireysel bir perspektiften net bir tablo ortaya çıksın.
Üniversitede bir yıl Turizm ve Otelcilik İşletmeciliği okudum. Bu arada, kendime cep harçlığı çıkarmak ve kendime bir şeyler alabilmek için çevrimiçi serbest işler yapabilecek kadar tasarım yazılımı öğrendim. Mesele şu ki, Turizm ve Otelcilik'ten haz almıyordum, keza sektör de beni kollarını açarak karşılamadı zaten. Okulumda sevdiğim tek şey bazı derslerdir. Gıda Mühendisliği, yemek dersi, işletme dersi vesaire. Yemek yapmayı sevdiğim için bunlar iyi gidiyordu ama gerisi asla sevmediğim şeylerdi. Maddi durumum bir öğrencinin maddi durumu neyse öyleydi ve gün içinde oniki saatten fazla çevrimiçinde bulunup tasarım işleri ararken, bir yandan da arkadaşlarımla sohbet ediyor, çapsız işlerle uğraşıyordum (bir punk grubundaydım o da başka hikaye). Fark edeceğiniz gibi bu nitelikteki bir tavırlarla da bulunduğum yerden mutlu değildim. Okul evden iki buçuk saat uzaktaydı ve iki otobüs değiştirmem gerekiyordu. Sonunda bir daireye taşındım ve bu daire berbat bir yerdi. Hayat beni bir şekilde şımartmış ve hiçbir şeyden memnun kalmayan biri haline getirmişti. Peki şımarık, ergenliğine takılmış biri ne yapar? Tam olarak yaptığım şeyi. Üniversiteden ayrıldım ve üniversite sınavına yeniden girdim.
Sonrasında ne mi oldu: Çince Dil ve Edebiyatı Bölümü başlıyor.
Hâlâ bilmiyorum neden daha ilk etapta üniversitede kimya bölümüne devam etmedim (o da başka hikaye), ama sanırım evrenin bunda bir payı vardı. Neyse, sınavın ardından yeni bir bölüme kabul edildim. Dil öğrenmeyi hiç sevmem ama yine de Çince'yi seçtim. Neden? Tarihi severim ve Asya tarihini anlamadan önce ona ait dilleri bilmem gerektiğine inanıyordum. Cehaletim bayağı büyüktü. Asya geniş bir kıta ve herkes Mandarin Çincesi veya Japonca konuşmuyor. Ama tarihe olan bağlılığımdan dolayı Çince'yi seçtim, böylece Türk tarihi köklerini araştırmak için Asya'nın köklerini çalışabilirdim. Amacım mezun olmak, Asya Tarihi yüksek lisansına girmek ve akademisyen olmaktı. Olmadı. Mezun olduktan sonra yüksek lisansa kabul edilmeme rağmen Kanada'ya gittim.
Neyse, uzun lafın kısası: Kanada'ya taşındıktan sonra yeni zorluğum başladı. Daha önceki yazılarda belirttiğim gibi, (yemek pişirme bir zorluk haline geldi — başlamak) bir restoranda çalışmaya başladım. Turizm ve Otelcilik'e başlamadan önce Bilgisayar Mühendisliği ve Bilgisayar Bilimleri bölümlerine başvurmuştum ve o eski başvuruyu canlandırıp eğitimime başladım.
Hayvanlara duyduğum sevgi her zaman kalbimdeydi; çocukken veteriner olmak istemiştim. Ama bilgisayarlarla devam etmeye karar verdim çünkü duygusal olarak etkilemeyeceklerini düşündüm (şimdilik). Çocukluğumdan beri web sayfaları tasarlıyordum ve çiplerin ve devrelerin aslında nasıl çalıştığını öğrenmek çok istiyordum. Bu şekilde Bilgisayar Bilimleri yolculuğum başladı.
Sorun, bu programı hiçbir zaman gerçekten istediğim gibi okuyamadım. Temel mesele şuydu: okumak tam zamanlı bir işti, benim de restoranda tam zamanlı bir işim vardı ve ikisi birbiriyle korkunç şekilde çakışıyordu. Bazı dersleri tamamlamam yıllarımı aldı. Her şeyi tasfiye edip okulu tek önceliğim yapmaya çalıştığımda da çok geçti, bu sefer idare ettiğim sağlığım artık idare edilemez hale gelmişti buna takriben her şeyi bıraktım, resmen on bir yıl boyunca hayatımda kurduğum her şeyi: kafeyi, restoran işini, Bilgisayar Bilimleri'ni. Sanırım doğru karardı. Ölmediğime seviniyorum. Bu yüzden tüm bu olaylardan çıkardığım ders şuydu: hem tam zamanlı okuyup aynı zamanda tam zamanlı çalışmak benim için uygun değil. Sizin için de olmayabilir. Bunun için utanmayın. Her şeyi kendi başımıza halledebilecekmişiz gibi görünmeye hep eğilimliyiz, kimseye muhtaç olmadan. Ama bazen bu işe yaramıyor. Benim işime yaramadı ve bazılarınızın da aynı döngüde sıkışmış olduğunu biliyorum. Faturaları ödeyecek biri olması gerektiğini ve hayatın kolay olmadığını da biliyorum ama daha azıyla zamanında idare edebildiniz, o zaman yine aynısın daha azıyla yetinerek tekrar edebilirsiniz? Her şeyi bıraktığımda temel niyetim bu şekildeydi. Artık oynamıyorum, çünkü hayatımda yeni bir şey olmadan önce kendime iyi bakmam gerekiyor.
Yalnız bu hiçbir şey yapmadığım anlamına gelmiyor elbette. Bu hayatımla ilgili yaşananları anlatmak için ortalama bir şekilde yazmaya devam ediyorum ve şimdilik Mevzuat Raporu'nu inşa ediyorum ;)
Söyleyin bakalım, sizin zorluklarınız neler? lelacag@gmail.com
Başlamak
Herhangi bir şeye başlamaya karar vermek bile zordur. Size ne yapacağınızı söyleyen kimse olmadığında, kelimenin tam anlamıyla her şeyi oldurmak zormuş gibi gelebilir. Peki tekrardan başlama isteğinizi nasıl kazanırsınız? Her zaman dışarıya bakıp, “Ya, bu insanlar ne kadar üretken. Ben son zamanlarda ne yaptım?” diye mi düşünürsünüz? Bu sorgulama büyük bir hata ve ben bu temel hatayı yapanlardan biriyim; aynı zamanda tek olanın ben olduğumu da zannetmiyorum.
Nasıl başlanır, hatalardan ders alabiliyor muyuz?
Kendinize sürekli “Son zamanlarda ne yaptım?” diye soruyorsanız bu gerçekten zordur. Bu soruyu moralinizi düşürecek başka perçinleyici bir soru takip eder: “Eee, sonra?”
Kafeyi satıp Toronto’dan İstanbul’a büyük bir sıçrayış yaptıktan sonra işler benim için biraz bulanıktı. Ülkeler arasında taşınmak için iyi tasarlanmış bir planım yoktu; aynı zamanda bunu ikinci kez deneyimliyordum :) İşim yoktu ve Türkiye’deki çevremle iletişimim sönükleşmişti (ki bu dürüst olmak gerekirse tuhaf bir durum). “Yüzsüz”ün anlamını herkes bilir, yani “utanmaz, ısrarcı” anlamına gelir ve benim böyle biri olma ihtimalim bayağı düşük. Bu yüzden insanlara bir iş hakkında bir kez sorduktan sonra tekrar sormam.
Görünüşe göre mülakatlarda da şansım yaver gitmedi. Birkaç teknoloji şirketiyle mülakat yaptım ve bunlardan biri son derece tuhaf hissettirdi çünkü hiçbir mahremiyetimin olmadığını hissettiğim bir grup mülakatıydı. Tüm kurulum yanlıştı. Gizlilik satan bir şirket, beş adayın birbirinin duyabileceği mesafede oturduğu ve birinin ekran arkasından sessizce not aldığı bir grup mülakatı yürütüyordu. Ana satış noktası gizlilik olan bir şirket, hiçbir gizlilik sunamadı. İsmini vermeyeceğim; anlamışsanız, anlamışsınızdır.
Her neyse, sadede gelelim. Kendinize sizi aşağıya çeken soruları sormaya devam ediyorsanız, bir yan proje başlatın. Bu, daha önce düşünmediğiniz seçenekleri ortaya çıkarabilir. Ya da gönüllü bir iş edinin. X'te Topluluk Yazarlığı yapıyorum ve evet, sizin yapay zeka tarafından üretilen sahte haberlerinizi derecelendirdiğimiz bir pozisyondayım :P
Her şeyden önce, benim durumum bazı açılardan tuhaf çünkü on yıldan fazla bir süre bir yerde yaşadıktan sonra oradan tekrardan göç etmek isteyen pek insan yok. Bunu bir perspektife oturtmak gerekli. Öte yandan, bir projeye başlamanın büyük bir sorumluluk getirdiğini biliyorum ve birisi için çalışmanın daha az baş ağrısı anlamına geldiğini de biliyorum. Ancak, istediğiniz işi bulamıyorsanız ne yapacaksınız? Kendi işinizi yaratacaksınız.
Kafenin sahibi olarak şirketin varlıklarını kurtarmak ve borçlarını temizlemek için birkaç yıl boyunca ücretsiz olarak çalıştım; neredeyse bir gönüllü gibi işletmeyi işlettim. Zor ve acı vericiydi çünkü çoğu zaman yaptığım işi sevmiyordum; kendimi hiçbir zaman bir kahve dükkanı işletirken görmemiştim. Bu yüzden kendinizi yapacağınızı görmediğiniz işte çalışma tuzağına düşmeyin, çünkü çıkış süreci çok sancılı olabiliyor. Sonunda şanslıydım çünkü kafeyi satmayı başardım. Sağlığım kötüye gidiyordu ve tek bir şeye bile odaklanamıyordum. Bundan tek anladığım; kendi yarattığınız bir işi kurtarmak için hayatınızı feda etmeyin. Bu sadece bir iş ve eğer bu işin hayatınız olmasını istiyorsanız, onu akıllıca seçin. Büyük bir sorumluluk gerektiriyor. Kafeyi ilk satın aldığımda ne yaptığımı bile bilmiyormuşum dedim. Bu benim için büyük bir öğrenme süreciydi. Bu yüzden temel tavsiyem şu: Kalbinizin ait olmadığı hiçbir şeye başlamayın. Kendim, arkadaşlarım ve ailem için yemek pişirmeyi seviyorum ama toplu yemek hizmeti vermeyi değil, sadece yemek pişirmeyi.
Yeni projeler neler olabilir?
Sosyal medyayı hem seviyor hem de gizlilik ihlalleri nedeniyle aynı anda ondan nefret ediyordum. Bu yüzden takip kodları tarafından izlenmediğiniz (JavaScript içermeyen) Mevzuat Raporu'nu kurmaya karar verdim. Hâlâ deneme aşamasında, böylece üzerinde rahatça oynayabiliyorum. Harika bir şey; en azından benim, ailem ve platformdaki diğer 20 kişi için :) Yazılım üretmek kolay değil ancak bugünün araçlarıyla; yapılandırılmış iyi bir fikriniz, bilgisayar mimarisi ve yazılım bilginiz varsa çok ileriye gidebilirsiniz. Bu yetkinlikleriniz varsa yazılım konusu cebinizde. Mesele şu ki yazılım tek seçenek de değil; gerçek hayatta her yerde zorluklar var. Onlara sadece doğru açıdan bakmanız gerekli, o zaman görünürler. Benim açımdan ben bayağı açıyı görebiliyorum, yalnız bunları görürken de her seferinde kendime diğer bir harika soruyu soruyorum: “Bunu hayatın boyunca yapmak istiyor musun?” Bu harika bir soru çünkü bunu sormak anahtar bir fikrin kapısını açıyor: İçinizde doğru bir istek varsa, bu doğru iş isteğinizi devredebileceğiniz insanları da bulmanız gayet olasıdır. Kuracağınız işi tüm hayatınız boyunca yapacağınız kesin değildir. Belki de yaparsınız, kim bilir. Ancak bu işi yorulmadan yapmaya istekliyseniz başlayın. Hiçbir şey sizi durduramaz ve eninde sonunda yaptığınız işte başarılı olursunuz.
Bana gelirsek, yeniden yazmaya başladım ve yan projelerimi bunun etrafında kuruyorum. Çok değiller ama "son zamanlarda ne yaptım?" sorusuna yanıt verebiliyorlar.
Peki, siz neler yapıyorsunuz? Bana bildirin.
lelacag @ gmail.com adresinden bana e-posta gönderebilirsiniz.
Herhangi bir şeye başlamaya karar vermek bile zordur. Size ne yapacağınızı söyleyen kimse olmadığında, kelimenin tam anlamıyla her şeyi oldurmak zormuş gibi gelebilir. Peki tekrardan başlama isteğinizi nasıl kazanırsınız? Her zaman dışarıya bakıp, “Ya, bu insanlar ne kadar üretken. Ben son zamanlarda ne yaptım?” diye mi düşünürsünüz? Bu sorgulama büyük bir hata ve ben bu temel hatayı yapanlardan biriyim; aynı zamanda tek olanın ben olduğumu da zannetmiyorum.
Nasıl başlanır, hatalardan ders alabiliyor muyuz?
Kendinize sürekli “Son zamanlarda ne yaptım?” diye soruyorsanız bu gerçekten zordur. Bu soruyu moralinizi düşürecek başka perçinleyici bir soru takip eder: “Eee, sonra?”
Kafeyi satıp Toronto’dan İstanbul’a büyük bir sıçrayış yaptıktan sonra işler benim için biraz bulanıktı. Ülkeler arasında taşınmak için iyi tasarlanmış bir planım yoktu; aynı zamanda bunu ikinci kez deneyimliyordum :) İşim yoktu ve Türkiye’deki çevremle iletişimim sönükleşmişti (ki bu dürüst olmak gerekirse tuhaf bir durum). “Yüzsüz”ün anlamını herkes bilir, yani “utanmaz, ısrarcı” anlamına gelir ve benim böyle biri olma ihtimalim bayağı düşük. Bu yüzden insanlara bir iş hakkında bir kez sorduktan sonra tekrar sormam.
Görünüşe göre mülakatlarda da şansım yaver gitmedi. Birkaç teknoloji şirketiyle mülakat yaptım ve bunlardan biri son derece tuhaf hissettirdi çünkü hiçbir mahremiyetimin olmadığını hissettiğim bir grup mülakatıydı. Tüm kurulum yanlıştı. Gizlilik satan bir şirket, beş adayın birbirinin duyabileceği mesafede oturduğu ve birinin ekran arkasından sessizce not aldığı bir grup mülakatı yürütüyordu. Ana satış noktası gizlilik olan bir şirket, hiçbir gizlilik sunamadı. İsmini vermeyeceğim; anlamışsanız, anlamışsınızdır.
Her neyse, sadede gelelim. Kendinize sizi aşağıya çeken soruları sormaya devam ediyorsanız, bir yan proje başlatın. Bu, daha önce düşünmediğiniz seçenekleri ortaya çıkarabilir. Ya da gönüllü bir iş edinin. X'te Topluluk Yazarlığı yapıyorum ve evet, sizin yapay zeka tarafından üretilen sahte haberlerinizi derecelendirdiğimiz bir pozisyondayım :P
Her şeyden önce, benim durumum bazı açılardan tuhaf çünkü on yıldan fazla bir süre bir yerde yaşadıktan sonra oradan tekrardan göç etmek isteyen pek insan yok. Bunu bir perspektife oturtmak gerekli. Öte yandan, bir projeye başlamanın büyük bir sorumluluk getirdiğini biliyorum ve birisi için çalışmanın daha az baş ağrısı anlamına geldiğini de biliyorum. Ancak, istediğiniz işi bulamıyorsanız ne yapacaksınız? Kendi işinizi yaratacaksınız.
Kafenin sahibi olarak şirketin varlıklarını kurtarmak ve borçlarını temizlemek için birkaç yıl boyunca ücretsiz olarak çalıştım; neredeyse bir gönüllü gibi işletmeyi işlettim. Zor ve acı vericiydi çünkü çoğu zaman yaptığım işi sevmiyordum; kendimi hiçbir zaman bir kahve dükkanı işletirken görmemiştim. Bu yüzden kendinizi yapacağınızı görmediğiniz işte çalışma tuzağına düşmeyin, çünkü çıkış süreci çok sancılı olabiliyor. Sonunda şanslıydım çünkü kafeyi satmayı başardım. Sağlığım kötüye gidiyordu ve tek bir şeye bile odaklanamıyordum. Bundan tek anladığım; kendi yarattığınız bir işi kurtarmak için hayatınızı feda etmeyin. Bu sadece bir iş ve eğer bu işin hayatınız olmasını istiyorsanız, onu akıllıca seçin. Büyük bir sorumluluk gerektiriyor. Kafeyi ilk satın aldığımda ne yaptığımı bile bilmiyormuşum dedim. Bu benim için büyük bir öğrenme süreciydi. Bu yüzden temel tavsiyem şu: Kalbinizin ait olmadığı hiçbir şeye başlamayın. Kendim, arkadaşlarım ve ailem için yemek pişirmeyi seviyorum ama toplu yemek hizmeti vermeyi değil, sadece yemek pişirmeyi.
Yeni projeler neler olabilir?
Sosyal medyayı hem seviyor hem de gizlilik ihlalleri nedeniyle aynı anda ondan nefret ediyordum. Bu yüzden takip kodları tarafından izlenmediğiniz (JavaScript içermeyen) Mevzuat Raporu'nu kurmaya karar verdim. Hâlâ deneme aşamasında, böylece üzerinde rahatça oynayabiliyorum. Harika bir şey; en azından benim, ailem ve platformdaki diğer 20 kişi için :) Yazılım üretmek kolay değil ancak bugünün araçlarıyla; yapılandırılmış iyi bir fikriniz, bilgisayar mimarisi ve yazılım bilginiz varsa çok ileriye gidebilirsiniz. Bu yetkinlikleriniz varsa yazılım konusu cebinizde. Mesele şu ki yazılım tek seçenek de değil; gerçek hayatta her yerde zorluklar var. Onlara sadece doğru açıdan bakmanız gerekli, o zaman görünürler. Benim açımdan ben bayağı açıyı görebiliyorum, yalnız bunları görürken de her seferinde kendime diğer bir harika soruyu soruyorum: “Bunu hayatın boyunca yapmak istiyor musun?” Bu harika bir soru çünkü bunu sormak anahtar bir fikrin kapısını açıyor: İçinizde doğru bir istek varsa, bu doğru iş isteğinizi devredebileceğiniz insanları da bulmanız gayet olasıdır. Kuracağınız işi tüm hayatınız boyunca yapacağınız kesin değildir. Belki de yaparsınız, kim bilir. Ancak bu işi yorulmadan yapmaya istekliyseniz başlayın. Hiçbir şey sizi durduramaz ve eninde sonunda yaptığınız işte başarılı olursunuz.
Bana gelirsek, yeniden yazmaya başladım ve yan projelerimi bunun etrafında kuruyorum. Çok değiller ama "son zamanlarda ne yaptım?" sorusuna yanıt verebiliyorlar.
Peki, siz neler yapıyorsunuz? Bana bildirin.
lelacag @ gmail.com adresinden bana e-posta gönderebilirsiniz.
Uzmanlık ve ücretlendirme konusunda dünyadakiler birbirlerine doğru tartılarla ilerleyebiliyor mu? Merak konularımdam bir tanesi.
#uzman #ücret #tartı
#uzman #ücret #tartı
Yemek pişirmek basit bir beceri gibi görünebilir; ancak insanlar ilk kez ekmek hamuruyla uğraştıklarında, hamur çoğu zaman ellerine yapışır. Birisi sadece fotosentez yaparak yaşamayı keşfedene kadar yemek yemek vazgeçilmezdir. Şimdilik, karbonhidratlardan kaçış olmadığını bilsek de, #gurme şefler tarafından hazırlanan düşük karbonhidratlı beslenme düzenleriyle yetiniyoruz.
Bazıları evde iyi yemek yapabiliyorlarsa, ticari anlamda da başarılı olabileceklerini düşünebilir. Evet, olabilirsiniz! Herkesi #gıda sektöründe bir kariyer yapmaya teşvik ediyorum. Asıl soru şu: "Bunu hayatınızın geri kalanında yapmak istiyor musunuz?"
Gıda sektöründe çalışmak zordur. Üniversitede turizm ve otelcilik okudum ama bir yıl sonra bıraktım çünkü bu işten nefret ediyordum; şımarıktım ve sektörün değerini bilmiyordum, gerçi o zamandan beri bakış açım baya değişti. Daha sonra Mandarin Çincesi ve Bilgisayar Bilimleri gibi çeşitli alanlarda eğitim aldım. Otelcilik konusundaki bilgisizliğim, bir mutfakta tutunmanın ne kadar zor olduğunu anlamamı sağladı. Neyse ki, gençlik yıllarımda Toronto'daki teyzeme ait Anatolia Restaurant'ın mutfağında çalışmaya kabul edildim.
Bulaşıkçılıkla başladım ve zamanla #servis yapma aşamasına kadar yükseldim. Servis yapmak; insan ilişkileri becerisi ve müşterilere satabilmek adına yemekler hakkında bilgi sahibi olmayı gerektirir. O kısımdan da pek keyif almadım. Sonra mutfağa, yemek hazırlama (hat aşçısı) kısmına döndüm ve nihayetinde tam zamanlı olarak yemek pişirmeye başladım.
Uzun çalışma saatleri ve zorlu müşteriler, #restoran işinden daha da soğumama neden oldu; bir daha asla bir restoran ya da restoran çalışanları görmek istemiyordum. Ancak Anatolia Restaurant'ta birkaç yıl çalıştıktan sonra, teyzemle birlikte Galata Cafe'yi açtık. Kafe işinin restoran işinden daha kolay olacağını düşünmek yanlıştı. Ve sonra COVID-19 salgını patlak verdi ve bu durum, o ana kadar yaşanan her şeyin değerini anlamamı sağladı.
Farklı fırsatları değerlendirmek adına kafeyi (sanırım) doğru bir adaya sattım. Ardından, memleketim olan İstanbul'a, Türkiye'ye taşındım. Yemek pişirme serüvenim evde, iyi bir dengeyle devam ediyor. Ailem yemeklerden memnun, ben de bu durumdan mutluyum.
Soru şu: Bundan sonra beni neler bekliyor? Göreceğiz.
Bazıları evde iyi yemek yapabiliyorlarsa, ticari anlamda da başarılı olabileceklerini düşünebilir. Evet, olabilirsiniz! Herkesi #gıda sektöründe bir kariyer yapmaya teşvik ediyorum. Asıl soru şu: "Bunu hayatınızın geri kalanında yapmak istiyor musunuz?"
Gıda sektöründe çalışmak zordur. Üniversitede turizm ve otelcilik okudum ama bir yıl sonra bıraktım çünkü bu işten nefret ediyordum; şımarıktım ve sektörün değerini bilmiyordum, gerçi o zamandan beri bakış açım baya değişti. Daha sonra Mandarin Çincesi ve Bilgisayar Bilimleri gibi çeşitli alanlarda eğitim aldım. Otelcilik konusundaki bilgisizliğim, bir mutfakta tutunmanın ne kadar zor olduğunu anlamamı sağladı. Neyse ki, gençlik yıllarımda Toronto'daki teyzeme ait Anatolia Restaurant'ın mutfağında çalışmaya kabul edildim.
Bulaşıkçılıkla başladım ve zamanla #servis yapma aşamasına kadar yükseldim. Servis yapmak; insan ilişkileri becerisi ve müşterilere satabilmek adına yemekler hakkında bilgi sahibi olmayı gerektirir. O kısımdan da pek keyif almadım. Sonra mutfağa, yemek hazırlama (hat aşçısı) kısmına döndüm ve nihayetinde tam zamanlı olarak yemek pişirmeye başladım.
Uzun çalışma saatleri ve zorlu müşteriler, #restoran işinden daha da soğumama neden oldu; bir daha asla bir restoran ya da restoran çalışanları görmek istemiyordum. Ancak Anatolia Restaurant'ta birkaç yıl çalıştıktan sonra, teyzemle birlikte Galata Cafe'yi açtık. Kafe işinin restoran işinden daha kolay olacağını düşünmek yanlıştı. Ve sonra COVID-19 salgını patlak verdi ve bu durum, o ana kadar yaşanan her şeyin değerini anlamamı sağladı.
Farklı fırsatları değerlendirmek adına kafeyi (sanırım) doğru bir adaya sattım. Ardından, memleketim olan İstanbul'a, Türkiye'ye taşındım. Yemek pişirme serüvenim evde, iyi bir dengeyle devam ediyor. Ailem yemeklerden memnun, ben de bu durumdan mutluyum.
Soru şu: Bundan sonra beni neler bekliyor? Göreceğiz.
🦅
Haftasona eğlencem Rolling Stone Türkiye CD'lerini tekrardan dinlemek. Sahiden ya neden Rolling Stone #Türkiye'den gitti acaba?
#Rolllingstone #dergi #cd
#Rolllingstone #dergi #cd
#COP31 #2040 vizyonunda elektrikleşmeyle ilgili yoğun adımlar atılacakmış. Merak konum bu elektriklleşme yoğun adımları atılırken "#elektrik olmazsa ne olur" gibi soruları sorup önlem yapılarını da hazırlayacaklar mı? İzleyelim görelim.
#Üzüm yerken salkımı koparıp gezdire gezdire mi yesem yoksa çimdirirmişcesine tek tek mi yesem diye düşüncelere dalıyorum. Üzüm güzel meyve.
Good Luck, Have Fun, Don't Die hala Türkiye'de yayınlanmıyor. Çok ilginç.
Alışverişe gittiğimde market bomboşsa aklımdan türlü türlü düşünceler geçiyor. Kimseyi görmezsem gayri ihtiyarı kasiyere bir şeyler soruyorum, ortam sessizliğe bürünmüş gibi olmasın diye. Bugünün konusu puan kartı hangi ürünlerde işe yarıyordu. Bakalım tekrar gittiğimde yine aynı manzarayla karşılaşacak mıyım?
Ne izlesem derdine düşüp geceyi #film fragmanı izleyerek bitiren bir tek ben değilim eminim.
#fragman
#fragman
Beşiktaşın kalecisi Alexander Nübel iyi işler peşinde.
https://www.sozcu.com.tr/yilda-280-milyon-tl-kazanan-yildiz-iett-otobusune-biniyor-p354848
https://www.sozcu.com.tr/yilda-280-milyon-tl-kazanan-yildiz-iett-otobusune-biniyor-p354848
Son dönemde Paul Graham gibi teknoloji yatırımı yapan kişilerin büyük şikayetleri üzerinde inceleme yapıyorum. İlginç şikayetlerin oluştuğu bir dönemdeyiz.
Türkiye'de #adres kısaltması var mı bilmiyorum. Misal bir kod verilse ve o adresi temsil etse. Acaba #PTT'nin böyle bir servisi var mı? Merak konum. Güzel fikir.
#Amazon'un ön sayfasının çok renkliliği :)
#Vivident Storming Tri gerçekten iyi bir sakızmış. Çarkıfelek aromalı ne ola ki demeyin siz de edinin :)
#sakız #vivident #storming
#sakız #vivident #storming
Bazen Zoom toplantısı var dediklerinde aklıma Supermen'in Phantom Zone'u aklıma geliyor ve şöyle bir düşüncelere dalıyorum. Yüzyüze toplantı iyiyidi be.
#toplantı #zoom #uzaktan #ofis
#toplantı #zoom #uzaktan #ofis
Sezon başlasın.
Tatil için tercih ettiğiniz bölgeler hangisi?
Evin içerisinde bulduğum zımbaları bir araya getirdiğimde aklıma sabit sürücülerdeki birleştirme işlemi geldi. Diğer adıyla defrag. Sabit sürücü yavaşladığında "defrag attın mı?" diye sorduğum zamanlar ve bunu zımbalarda tekrardan anmam da manidar. Diski birleştirelim :)
#birleştirme #defrag #zımba #sanat
#birleştirme #defrag #zımba #sanat
Instagram'ı dolaşıp "Ee, şimdi ne?" aşamasına ayda yılda bir geliyorum. Güzel bir his. Sonra da iyi ki mevzuat raporu ve x var diyorum.
Age Of Empires II'da "ulukucankon" diyen ırkın adını hatırlamıyorum. Uzun zamandır AoE2 oynamıyorum aynı zamanda :(
#ageofempires2 #aoe2 #strateji #bilgisayaroyunu
#ageofempires2 #aoe2 #strateji #bilgisayaroyunu
Acılı tarhana cipsi diye bir şey çıkarmışlar. İlginç bir deneyim yaşatıyor.
#tarhana #cips
#tarhana #cips
Bir sosyal medya platformu üzerinde yapılan araştırmaya göre kullanıcıların zamanla ilgi çekmek için daha olumsuz olmaya başladığı görülmüş. İki milyar yorum arasından yaptıkları bu çıkarım çok ilginç. Merak konum şu; kullanıcılar belirli algoritmalar sayesinde yönlendirildiği için mi olumsuzlaştılar? Çevre etkenleri de bunu destekledi mi? Bu yorumların kaçı bot ağırlıklı yorumdu? Bot ağırlıklı yorumların etki kapsamı neydi? Gerçek kullanıcıların kaçta kaçı bu olumsuzluğu belirli süre sonra huy edinmeye başladı? İlginç bir araştırma konusu. İnternet üzerinde sosyal medya uygulamalarının duygu tetiklemeleri konusu yeni değil; yalnız otomatikleştirilmiş bir yapının gerçek hayata yansımasının ne kadar ölçeklendiği her zaman ilgimi çeken konulardan bir tanesi.
#sosyalmedya #araştırma #internet
#sosyalmedya #araştırma #internet
Öğleden sonra dışarıyı izliyorum. İki çocuk bisiklete biniyor. Birinin bisikleti diğerininkinden daha alçak. Yokuşu zorlanarak çıkıyor. Diğeri ise daha yüksek bir bisiklet kullanarak istediği yere özgürce gidebiliyor. Alçak bisikletlinin selesi kaldırılsa daha rahat gider belki. Karşıdaki veteriner kliniğini arayıp "seleyi yükseltin" diyesim var ama aramıyorum. Sonra kendi kendime "Belki de bu, çocuğun kendi aşması gereken bir problem. Ne karışıyorsun?" diyorum. Evdeki alyan anahtarlarımı alıp aşağı inesim geliyor ve yine kendimi durduruyorum. Sonra çocuk bisikletten düşüyor. Üstünü başını kontrol ediyor, bisikleti kaldırmaya çalışıyor. Bir yandan da canı acımış olsa gerek ki ayağını kontrol ediyor. Babası yanına geliyor. Bisikleti kenara koyuyorlar ve eczaneye gidiyorlar. Bir şeyi yok. Beraber el ele yürüyorlar. Sonra çocuk tekrardan bisikleti sürmeye başlıyor. Bu sefer daha geniş bir alanda. Bu sefer yokuşu biraz daha rahat tırmanıyor. Yolun genişliği ona yeni bir şans tanımış gibi. Artık yokuşu da tırmanabiliyor.
#bisiklet #yokuş #tırmanış #kolay #alyan #çocuk
#bisiklet #yokuş #tırmanış #kolay #alyan #çocuk
Bir demet çiçekle hikaye daha güzel. #çiçek #papatya #demet
Ağaçların yeşil yapraklarının arasından gözüken kahverengi ahşap bankın kurumuş sarı çimenler üzerinde tek başına durması net bir kare. Bu net karenin içerisini karşısındaki çocuk parkında çocuklarla ve o bankta oturanlarla doldurmak gerekli.
#ahşap #bank #yeşil
#ahşap #bank #yeşil
"#Pul koleksiyonumu göstereyim mi?" :) Bundan uzaklaşalı uzun zaman olmuş ama bence yine de etkili. #PTT'nin hususi pul sitesini ziyaret etmekte fayda var.
https://www.filateli.gov.tr
https://www.filateli.gov.tr
Ee bugün saat öğleden sonra 5'te hani 7 saniyeliğine de olsa uçuyorduk. Neden uçmadık? Yoksa uçtuk da ben mi farketmedim. Proje Çapa da mı gol değil :(
#projectanchor #uçmak
#projectanchor #uçmak
T.*.eLe
Çizik CD tamiri diye bir şey varmış. CD arşivini tekrardan gözden geçiriyorum. Her şeyi dijitale dökme zamanı mı yoksa mevcutları barındırmaya devam mı etmeliyim karar aşamasındayım.
#dijital #CD
#dijital #CD
Oturup Hızlı ve Öfkeli serisini izlemeye mi başlasam? Bunlar onuncu filme kadar nasıl gelmişler yahu? :))
#hızlıveöfkeli #film #pazar
#hızlıveöfkeli #film #pazar
Hangi ismi bir kedi edinirsem vermeliyim?
Neden her seferinde #Blade filminin film müziğini dinlediğimde tuvalet aklıma geliyor? Bence sadece benim aklıma gelmiyor bu.
https://www.youtube.com/watch?v=cNOP2t9FObw
https://www.youtube.com/watch?v=cNOP2t9FObw
Hala #Netscape kullanan varmış. Vay be.
Tesadüflerin ihtimallerinin çok düşük olmasına rağmen gerçekleşmesi artık şaşırtmıyor.
Brezilya Usulü Jujitsu ve Emma Watson'un hayat kıyas açıklamalarının arka arkaya gelmesi rastgeleliğini sevebilirim. İnternet hala ilginç bir yer.
İnekleri gördüğümde her zaman sarılasım geliyor. Durduramadığım bir sevgi :)
#inek #sevgi #hayvan
#inek #sevgi #hayvan