Baş aşçımızın araba kullanırken GPS’e hiç uymadığı zamanlar olurdu. Aynı zamanda GPS’teki sesle tartışır dururdu. GPS "sola dönün" der, o ise "Sus be, sola mola dönmem" derdi. Bu tür tartışmalar durumu bayağı komik kılıyordu. Sola dön dese sağa döner, otoyol dese arka sokaklardan giderdi. Yani anlayacağınız, bildiği yoldan giderdi. Makine onun için sadece bir gürültüydü ve direksiyonda olduğunda başka bir müdahalenin yapılmasına fırsat vermezdi. Mutfakta takındığı sakin tavır neyse, arabanın yol aksını da kendi seyrinde öyle götürürdü.
Ben ise bir gece Montreal şehrini ziyaret edecekken tam tersini yaptım. Aracın yakıtı neredeyse bitmek üzereydi ve ben tamamen GPS'in yönlendirmelerine uyarak yolu takip edip bir benzinci bulmaya çalışıyordum. Ta ki beni karanlık ve topraklı bir orman yolunun ortasına getirene kadar. Ağaçların iki taraftan yolu kapattığı, hiç ışık olmayan bir yolda yakıt uyarısını izler vaziyetteydim. GPS ekranı hâlâ doğru yolda olduğumu gösteriyordu; lastikler yumuşak toprağa hafiften saplanıyor, bir yandan da yağmur çiseliyordu. Arabanın dışındaki yağmurun sesini dinlerken bir anda durdum ve normalden biraz daha uzun bir süre orada ne yapacağıma karar vermeye çalıştım. Sonra da GPS'i kapatıp bu zorlayıcı yoldan geri geri çıktım ve kendimi ana yola atabildim. GPS ekranı o zamana kadar her şeyden emin duruyordu ama bana o karanlığın ortasında olmak bayağı ters gelmişti. Neyse ki sonunda bir benzinci bulup yoluma devam ettim.
Mevzuat Raporu'na başladığımda da buna benzer davranış biçimlerinden uzak olmak istiyordum. Burası sadece yazmak istediğim bir alan. Halihazırda zaten bana ait bir alan adıydı. Burada geçmişte yaptığım girişimlerime dair yazılar yayınlıyordum. Derken birden burayı; hiçbir sistematiğe bağlı olmayan, takip kodlarından, hoplayan zıplayan animasyonlardan uzak, kimin neyi nasıl ve ne zaman görmesine karar veren algoritmalardan arınmış bir sosyal medya platformuna dönüştürmeye karar verdim. Sanırım temiz bir ekranda sadece metin görme fikri beni hâlâ cezbediyor. İlk sürümü internette büyük duyurular yapmadan yayınladım. İşin aslında mükemmel olması için de pek uğraşmadım çünkü bunun için belirli bir kontrol listem yoktu. Aynı zamanda bir beklentiyi karşılama kaygım da yoktu. Sadece Türkçe yayın yapmak için kullanılmaya yetecek kadar temiz bir alan... O noktadan itibaren platforma, kendisinin ihtiyaç duyduğu şeyleri adım adım eklemeye devam ettim.
Süreç içinde platformun küçük bir parçası gün içinde bozulduğunda, başka bir işe başlamadan önce aynı gün veya ertesi sabah sadece onu düzeltmeye odaklanıyordum. İlk başta metinler fotoğrafsızken eksik hissettiriyordu; buna istinaden fotoğraf eklentisini getirdim. Platformun nasıl çalıştığı sorulduğunda, çok fazla pazarlama dili kullanmadan, sadece basit ve net bir açıklamayla yanıt vermeyi tercih ettim ve ediyorum. Tabii platforma insanları davet etme konusunda bayağı hevesliyim. "Bu benim işim" kıvamındaki bireysel davetlerimi genellikle sürdürmekteyim. Bu yaklaşım bana daha kişiselleştirilmiş ve özel geliyor. Bildirim bölümü düzensiz ve aksak çalışıyordu, tam istediğim gibi değildi; onları yeniden oluşturdum ve tam olması gerektiği gibi çalışana kadar da bayağı uğraştım. İlmek ilmek işlemek diyebiliriz buna. İşin profesyonel boyutuna bakacak olursak basit bir proje planım ve şartnamem mevcuttu ama platformun bana göre yol haritası çok da planlı değildi. Platformu belirli oranlarda büyütmek, belirli sayıda günlük gönderiye ulaştırmak veya dışarıdan bakınca meşgul görünmek bir yol haritası gibi algılansa da sanırım bunların hiçbirini takip etmedim. Sadece ışıkları açık tutmak ve ortaya çıkan bir sonraki duruma cevap vermek benim için daha sağlıklı bir ilerleme yolu haline geldi. Dürüst olmak gerekirse, dünyadaki diğer girişimlerin büyüme hikayelerini duymamın sonu hiçbir zaman gelmedi. Elbette gelmeyebilir de. Kendi tabirleriyle bu "tatlış" hal tabii ki devam edebilir :)
Daha önceden de değindiğim gibi sürekli daha hızlı büyümek, her şeyi ölçeklemek, sessizliği meşguliyete çevirmek Mevzuat Raporu üzerinde uyguladığım bir şey değil. "Oda doluysa başarılıdır" algısı bir nevi havalı geliyor. Bu duruma saygım olsa ve insanların çoğu böyle düşünse de, onların bu kendini tekrarlayan döngüden çıkmalarını daha çok isterim. Çoğu internet gönderisi, yazıldıktan sonra gönderme aşamasında bir tür basit puanlamaya maruz kalıyor ve bu puanlamayla sanki paylaşmak için izin alıyormuş hissi veriyor. Bu da var olan alanın sizi baştan başarısız addeden bir testine dönüşüyor. Ben böyle durumları daha önceden hissettim ve Mevzuat Raporu'na bu hissiyatı vermek istemedim. GPS'in her zaman doğru olamayacağını bildiğim gibi bu duruma da öyle yaklaşıyorum. Var olan ve kendini tekrarlayan başarı hikayelerinin de sadece yolu değiştirmeyecek kuru gürültüler olduğunun farkındayım; bu yüzden çoğu zaman platformun sessiz kalmasını dert etmiyorum.
Genellikle Mevzuat Raporu'na sabah erken veya akşam geç saatlerde giriyor ve aklıma geleni yazıyorum; güne dair küçük bir gözlem, bitirdiğim bir film veya kurmak için boğuştuğum eski bir router gibi... Sonra da ekranı kapatıyorum. Bazı zamanlar annem ve babamı platformda kısa yazılar veya fotoğraflar bırakırken görmek harika hissettiriyor. Ziyaretçi sayısı kendi başına yavaş ama istikrarlı bir şekilde artmaya devam ediyor. İstikrarlı sayıları seviyorum ama buna rağmen platformda verilen cevaplar seyrek kalıyor; aslında bu benim için hiçbir şeyi değiştirmiyor. Bazen sabahları platformu açıp boş yazı kutusuna uzun süre bakıp düşünebiliyorum. İşin güzeli, bir acelem de yok. Ayrıca birilerinin buradan bir beklentisinin olmaması aslında harika bir duygu. Aradığım sükunet elde edilmiş ve tamamlanmış gibi hissediyorum. Tabii ben bunları hissederken büyüme hikayeleri çevremde tekrar sesini yükseltmeye çalışıyor. Sessiz bir odanın başarısız bir oda olduğunu söylüyorlar. Eğer sayılar yeterince hızlı hareket etmiyorsa, bütün şeyin zaten yaşamadığını dile getirmeye çalışıyorlar. Birkaç saniye bu söylemlere izin verdikten sonra bir sonraki basit cümleyi ve hafta sonu yaptığım çizimi hazırlayıp gönderiyorum. "Yön?" yazıyorum ama yine cevap yok, beğeni yok. Göndere bastıktan sonra cümle ve çizimim kendi başına orada duruyor. Farklı sosyal medya platformlarında da paylaşabilirim aslında ama Mevzuat Raporu'nun bana verdiği o duyguyu hiçbir şeyin veremeyeceğini biliyorum; çünkü burayı kendi koşullarıma göre, artılarıyla ve eksileriyle bizzat tasarladım.
Tüm bunlar sadece sabit ve daha yavaş gitmeyi tercih ettiğim bir yolmuş gibi geliyor. Akşamları bazen kahve yaptıktan sonra sayfayı açıyorum ve önümde ne varsa olan biteni yazıyorum. Sonra da her şeyi kapatıp yatıyorum. Yazdığım satırlar sabaha kadar hâlâ oradaysa, herhangi bir cevap, üstüne yeni bir yazı veya beğeni gelmemişse bu bana bir tasdikleyiciymiş gibi hissettiriyor. Mevzuat Raporu'nun bir yıl içinde nasıl görüneceğini bilmiyorum. Dürüst olmak gerekirse bilmeme de gerek yok. Tutarlı kalansa uyguladığım yöntem; doğru gelen bir sonraki küçük adımı tamamla, hazırsa yayınla, hazır değilse kendi haline bırak ve düzelt... Bu yaklaşımım devam ediyor. Aynı zamanda platformun yol gösteren bir haritası da yok. Tamamen keşif halinde ilerliyor ve bu şekilde büyüyeceğine inanıyorum. Aynı döngüleri takip etmediğimi ve bir şeyleri hissederek yaptığımı bilerek hareket etmek şu an benim için yeterli.
Fotoğraf: Kapak- Erik Mclean, Orman - Mohammad Mardani, Mevzuat Raporu Logo , Masaüstü - Kişisel